dörtnala gelip uzak asyadan
akdenize bir kisrak basi gibi uzanan
bu memleket bizim!
bilekler kan içinde, disler kenetli
ayaklar çiplak
ve ipek bir haliya benzeyen toprak
bu cehennem, bu cennet bizim!
kapansin el kapilari bir daha açilmasin
yok edin insanin insana kullugunu
bu davet bizim!
yasamak bir agaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardesçesine
bu hasret bizim!
Nazım Hikmet
ayaklar, bizim, cehennem, cennet, daha, disler, edin, ipek, toprak, yok
ben
senden önce ölmek isterim.
gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
ben zannetmiyorum bunu.
iyisi mi,beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni gorebilesin
fedakarliğimi anlıyorsun
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
ve toz oluyorum
yaşiyorum yanında senin.
sonra, sende ölünce
kavanozuma gelirsin.
ve orada beraber yaşarız
külümün içinde külün
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar…
ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
toprağa beraber dalacagız.
ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasndan nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben.
ben
daha ölümü düşünmüyorum.
ben daha bir çocuk doğuracağım
hayat taşıyor içimden.
kaynıyor kanım.
yaşayacağım, ama ,çok, pek çok,
ama sen de beraber.
ama ölüm de korkutmuyor beni.
yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini.
ben ölünceye kadar da
bu düzelir herhalde.
hapisten çıkmak ihtimalin var mı bugünlerde?
içimden bir şey :
belki diyor.
Nazım Hikmet
atana, belki, beni, beyaz, biri, bizim, bunu, camdan, cenaze, gelen, hayat, pek, senin, yana, zamana
hiçç kanser olmaz onlar
gnl.mdr.ler
holidingler
politikapçıklar
t.s.k.ler
t.k.k.lar
hiç hiç kanser olmazlar
ama bizim yaman durduğu yerde
pankreas kanseri ölür
nedini bir şair tanır yunan
adı pankreatitis
yani yeni bir rol
Can Yücel
bizim, güle güle, kanser, lert, mdr, sonuc, yaman, yeni bir
ben hic boylesini gormemistim
vurdun kanima girdin itirazim var
simsicak bir merhaba diyecektim
basimi usulca dizine koyacaktim
dort gun dort gece susacaktim
yagmur sonecekti yanacakti
sameland seferden donecekti
duvardaki saat duracakti
kalbim kendiliginden duracakti
ben hic boylesini gormemistim
vurdun kanima girdin itirazim var
Atilla İlhan
adamin, bizim, damla, gazeteler, gemiler, gunu, insaf, insanlar, kemanci, liman, maria dolores, sehri, siyah, vapur, yahudiler
annem yok artık. beni düşünen kalbi yok. bitti.
umutsuz olmak istemiyorum.
umutsuzlugun bir çıkar yol olmadıgını biliyorum.
annem yok artık, yeryüzü çok gördü onu,
kalabalığın arasında kuş gibi çırpınan varlığını
Çok gördü
dalgın yüregini çok gördü
bizim için çarpan, kaygılarla dolu yüreğini.
annem yok artık. bu kesin. gelinecek bir yere gitmedi.
İşte geldim çocuklar demeyecek
nasılsın yavrum demeyecek
sobanın yanında oturup uzatmayacak yorgun ayaklarını,
sabah kahvaltılarının masası olmayacak artık,
yine gel demeyecek,
Çıkarken ben kapıdan, çıkıp karanlığa karışırken
yeni bir dönemi başladı ömrümün,
annemin olmadığı dönemi,
onu yüregimin üstüne nasıl bastırmak
İstediğimi bilemeyecek artık.
gençlik dönemleri birşey anlatmıyor bana,
aklımda hep son dönemlerinin annemi
hayatım sürüp gidecek,annem olmadan,
Çocuklarım oldugunda onlara annemi anlatabileceğim
sadece.
fotoğraflarına bakacaklar,
ufarak,biraz mahsunca bir kadın
küçücük tozlu pabuçlarıyla merdivenleri tırmanıp
kapımı açıp girmeyecek
yüreği dopdolu, trafikten insanlardan şaşkın,
kocasına sıgınan biraz bütün fotograflarında
hayatım rüzgar gibi akıp geçiyor,
uğultulu bir rüzgar gibi akıp geçiyor hayatım…
Ataol Behramoğlu
annem, bana, bitti, bizim, dolu, dopdolu, gibi, kalbi, onu, sabah, yavrum, yeni bir, yere, yok, yol
yiğit harmanları, yığınaklar,
kurulmuş çetin dağlarında vatanların.
dize getirilmiş haydutlar,
hayınlar, amana gelmiş,
yetim hakkı sorulmuş,
hesap görülmüş.
demdir bu…
Ahmed Arif
adama, amana, bayrama, bizim, bu, derin, derya, dize, filinta, filiz, hani, ola, ovalar, tekin, zehir
ter kokuyordu Çukurova tarlaları,
irgat türküleri duyuluyordu uzaktan;
ekin biçiyordu yalınayaklı köy kızları
elleri kabarıyordu oraktan
Abdurrahim Karakoç
anadolu, bekarlar, bir adam, bizim, ekin, sesler, silah, ter