Umut
Bu Ayrılık acıdan baska bir şey vermedi, hep biz yıkıldık, kayıplar hep bizeydi, Gece yarıları kaybolan düşler bizimdi, Nehirlerin denize döktüğü tek umut bizim..
Umut yinede bizim…
(Umud)a
Bu Ayrılık acıdan baska bir şey vermedi, hep biz yıkıldık, kayıplar hep bizeydi, Gece yarıları kaybolan düşler bizimdi, Nehirlerin denize döktüğü tek umut bizim..
Umut yinede bizim…
(Umud)a
Berdan.. Geriye kalan biraz umut, biraz da hüsran… Biliyorum bu gün doÄŸum günün.. iÅŸlenmemiÅŸ duygularımın ayazında solan gülleremi, yeÅŸeren karanfilleremi uzansam, yoksa usulca oturup dokunmasam mı tedirginliÄŸindeyim… bu gün yaşım ömrümün yarısı… bu gün senin hala doÄŸum günün… iÅŸlenmemiÅŸ duygular dedim ya hani..! iÅŸte onlar var, içimde patlamaya hazır, içimde donmaya hazır iÅŸlenmemiÅŸ duygular.. yazsam kelimeler dünyasında bir deniz gibi dökülür belki kelimeler parmaklarımın arasından beynimin aktardığı nitelikte.. yazsam susa kalırım belki… Okumaya devam et »
bir adamı öldurmenin tam sırası kurşunlarla
Çocuğunu öpüp kapıya çıktığında
ey kanatılmış çiğnenmiş bahar günü
birden bir çığlıkla kapatır yüzünü
ezik bir gül gibi çığlık, yitik bir umut gibi
boğmak boğma bir telle bir insan olmanın sevincini
kederli yağmur, usulca düşen akşama
Çığlık. bir çocuk yüzü. dayalı cama…
leylim leylim, dünyamızın yarısı
al-yeÅŸil bahar,
yarısı kar olanda,
gene kavim-kardaş, can-cana düşman,
gene yediboğum akrep, sarı engerek,
alnımızın aklığında puşt işi zulüm
ve canım yarı geceler,
Çift kanat kapılarına karşı darağaçları
mapushanede çeşme
yandan akar olanda,
gelmiş, yoklamış ecel,
kaburgam arasından,
yoklasın hele..
Çağıdır can dayanmaz,
Çağıdır, en çalat, en ası
cehennem koncası memelerinin.
Çağıdır, kırk gün kırk gece
kolların boynuma kemend
ne canım, kötüye inat.
vaaah ki ne desem?
kurşunları namluya sürülü,
İkelleri kan,
devriyeler uykumuzu yıkar olanda
alır yüreğim:
yankın yasak, aynalara.
İnemem, bahçanda talan,
tam, boş yanı bu derim, namussuzun
tam, bıçağım cehennem gibi güzelken
aklıma düşüyorsun,
ellerim arık..
bilmiş bütün zulalar
eğri hançer, kara mavzer, kan pusu
ve insan düşünün o en orospu,
o en ayıp, frengili yemişi
Çıldırtılmış uranyum,
bilmiÅŸ,
bilsinler,
sana nasıl yandığımı
uuuyyy gelin..
İşte kan tutmuş korsanlar,
haramla beslenmiş, azgın,
düzmece peygamberler
ve cüceleri,
ve iğdiş ve aptal kölelerine karşı
İşte bir kez daha, bu can bendeyken,
deli divanenim iÅŸte,
uuuyyy gelin..
bu yasaklar firavun kalıntısı,
yoksun akdan karadan,
gizline, canevine kurulu faklar,
gün ola, umut kesip korkunç yetinden
murdar tutkusuna dünyasızlığın,
gün ola, düşesin bekler.
düşme, ölürüm.
gözlerinden gözlerinden olurum
leylim leylim, ayvalar nar olanda,
sen bana yar olanda,
belalı başımıza
dünyalar dar olanda..
dağlarının, dağlarının ardı,
nazlıdır.
uçurum kıyısında incecik bir yol
gider dolan-dolana,
bir hastan vardır, umutsuz,
belki ayÅŸe, belki elif
endamı kuytuda başak,
memesinin, memesinin altında,
bir sancı,
bir hayın bıçak…
Ölüm bu,
fukara ölümü
geldim, geliyorum demez.
ya bir kuşluk vakti, ya akşam üstü,
ya da seher, mahmurlukta,
bakarsın, olmuş olacak.
bir hastan vardı umutsuz,
hayreti uykularda,
hayreti soÄŸuk sularda.
gayrı, iki korku çiçeğidir gözleri,
İki mavi, kocaman korku çiçeği,
açar, derin kuyularda…
dağlarının, dağlarının ardı korkunçtur.
hiçç akıl edip de düşünen var mı?
gün kimin hesabına tutar akşamı,
rahmetinden kim demlenir bulutun,
hayırlı evlat makina
nasıl canavar kesilir.
kurdun, karıncanın rızkını veren
toprak nasıl ayartılır,
yüz vermez topal öküze,
ve almaz koynuna kara sabanı.
sepetçioğlum bir kömür işçişidir,
mavzer değil, kürek tutar urfalı nazif
mal, haraç-mezattır,
can, pazar-pazar.
kırmızı, ak ve esmer,
yumuşak ve sert buğdayları
yaratan ellerin sahibidir bu,
kör boğaz, nafaka uğruna,
haldan düşmüş, tebdil gezer…
dağlarının, dağlarının ardı,
nasıl anlatsam…
ağaçsız, kuşsuz, gölgesiz.
Çırılçıplak,
vay kurban…
“kim bu cennet vatanın uÄŸruna olmaz ki feda.”
yiÄŸitlik, sen cehennem olsan da bile
fedayı kabul etmektir,
cennet yapabilmek için seni,
yoksul ve namuslu halka.
budur ol hikayet,
ol kara sevda.
seni sevmek,
felsefedir, kusursuz.
İmandır, konkunç sabırlı.
İpin, kurşunun rağmına,
yürür, pervasız ve güzel.
sıradağları devirir,
akan suları çevirir,
alır yetimin hakkını,
buyurur, kitabınca…
gün ola, devran döne, umut yetişe,
dağlarının, dağlarının ardında,
değil öyle yoksulluklar, hasretler,
bir tek başak bile dargın kalmayacaktır,
bir tek zeytin dalı bile yalnız…
sıkıysa yağmasın yağmur,
sıkıysa uykudan uyanmasın dağ.
bu yürek, ne güne vurur…
kaçar damarlarından karanlık,
kaçar, bir daha dönemez,
sunar koynunda yatandan,
hem de mutlulukla sunar
beynimizin ışığında yeraltı.
her mevsim daha genç, daha verimli,
sunar, pırıl-pırıl, sebil,
Ömrünün en güzel aşk hasadını,
elimizin hünerinde yeryüzü.
dolu sofra, gülen anne, gülen çocuklar,
bire on, bire yüzle akşama gebe
Şafakla doğan işgücü.
yalanım yok, sözüm erkek sözüdür,
olm kitapta böylece yazılıdır,
ol sevda, böyledir çünkü…
yangınlar,
kahpe fakları,
korku çığları
ve irin selleri, aç yırtıcılar,
suyu zehir bıcaklar ortasındasın.
bir cana, bir başa kalmışsın vay vay!
pusatsız, duldasız, üryan
bir cana bir de baÅŸa
seher vakti leylim -leylim
cellat nişangahlar aynasındasın.
oy sevmiÅŸim ben seni…
Üsküdardan bu yan lo kimin yurdu!
he canım…
Çiçekdağı kıtlık, kıran,
gül eçmaz, çağla dökmez.
vurur alnım şakına
vurur çakmaktaşı kayalarıyla
küfrünü, medetsiz, munzur.
Åžahmurat suyu kan akar
ve ben ÅŸairim.
namus işçisiyim yani
yürek içisi.
korkusuz, pazarlıksız, kül elenmemiş,
ne salkım bir bakış
resmin çekeyim,
ne kınsız bir rüzgar
mısra dökeyim.
oy sevmiÅŸem ben seni…
ve sen daha demincek,
yıllar da geçse demincek,
bıçkılanmış dal gibi ayrı düştüğüm,
Ömrümün sebebi, ustam, sevgilim,
yaran derine gitmiÅŸ,
fitil tutmaz, bilirim.
ama hesap dağlarladır,
umut, daÄŸlarla.
düşün, uzay çağında bir ayağımız,
ham çarık, kıl çorapta olsa da biri
düşün, olasılık, atom fiziği
ve bizi biz eden amansız sevda,
atıp bir kıyıya iki zamın
yarının çocukları, gülleri için
herbirinin ayvatüyü, çilleri için,
koymuş postasını,
görmüş restini.
he canım,
sen getir üstünü.
uy havar!
muhammed, İsa aşkına,
yattığın ranza aşkına,
deeey, dağları un eder ferhadın gürzü!
benim de boş yanım hançer yalımı
ve zulamda kan-ter içinde, asi,
he desem, koparacak dizginlerini
yediveren gül kardeşi bir arzu
oy sevmiÅŸem ben seni…
yüreği ağzında bir çocuk
gibi alırken kalemi elime
beceriksiz, acemi ve olasıya
yapayalnızım her defasında
bu sonuncu olsun diyorum
Ömrümün eksiksiz tek şiiri
yazılsın artık kırk yaşımın
ve bir aşkın bittiği bu gece
akbabalar bin yıl kelebekler
bir mevsim yaşarlarmış ki aşk
da kısa ömürlüdür, başlar
gibi biter yaşanmışsa eğer
yaşanan ne varsa hoşgörünün
bir parçasıdır artık ama ben
yine de yakabilirim bu gece
bütün anılarımı bir şiir için
sonra irkiliyorum, anılarım yoksa
dostlarım da terkedilmiştir yangın
sürüp dururken yurdumda ki o zaman
kıymeti harbiyesi nedir bu şiirin
sabaha karşı dilim paslı
beynim keçeleşmiştir ve yangın
yalnızlığıma sıçrarken üşüyor
bütün sözcükler. umut yoktur
yüreğim diyorum, kekeme
alıngan, serseri yüreğim
sen nerden bilebilirsin
bir şiirin nasıl yazıldığını