O gece deniz
birden rüzgar hayat gibi esincekaranlıklar ağır ağır gerindidenizdeki içli hayat bu gecesonu gelmez ölümden de derindi bu ilahi büyüklüğün nefesidoldurmuştu nihayetsiz boşluğuandırırdı hayattaki son sesidalgaların sahildeki soluğu
birden rüzgar hayat gibi esincekaranlıklar ağır ağır gerindidenizdeki içli hayat bu gecesonu gelmez ölümden de derindi bu ilahi büyüklüğün nefesidoldurmuştu nihayetsiz boşluğuandırırdı hayattaki son sesidalgaların sahildeki soluğu
sıcaklar bildiğin gibi değil ve ben ki yalı uşağıyım, deniz ne kadar uzak… İkiyle beş arası cibinliğin altına uzanarak ter içinde kımıldanmadan gözlerim açık dinliyorum sineklerin uğultusunu. biliyorum : şimdi avluda duvarlara çarpıyorlardır suyu, kızgın, kırmızı taşlar tütüyordur. ve dışarda, otları yanmış kalenin eteğinde bir kezzap aydınlığı içindedir simsiyah kiremitleriyle şehir… geceleri birdenbire rüzgâr çıkıyor.… Read More: Çankırı Hapishanesinden Mektuplar-4 »
-niyazi nihata- gökyüzü bulutsuz mavi bir ülkeÇırpınır köpükle lacivert denizkarşıki sahiller bir renksiz gölgeher taraf uyuyor her taraf sessiz siyah kayalarda bükülmüş beliak saçlı ana gözleri nemliufukta bir küçük beyaz yelkenligörünce semaya açıldı eli tam bugünle dört gün oldu gidelioğlum hasan daha hala gelmedipoyraz vardı deniz olmuştu deligitme dedim gitme o dinlemedi anne bu poyrazın… Read More: Fırtınadan sonra »
satarsın gözlerinin dikkatini, ellerinin nurunu, bir lokma bile tatmadan yoğurursun bütün nimetlerin hamurunu. büyük hürriyetinle çalışırsın el kapısında, ananı ağlatanı karun etmek hürriyetiyle hürsün! sen doğar doğmaz dikilirler tepene, işler ömrün boyunca durup dinlenmeden yalan değirmenleri, büyük hürriyetinle parmağın şakağında düşünürsün vicdan hürriyetiyle hürsün! başın ensenden kesik gibi düşük, kolların iki yanında upuzun, büyük hürriyetinle… Read More: Bir Hazin Hürriyet »
bundan önceki hayatımın içinden geçiyorumönceki hayatımdaki çölden geçiyorumşimdi iki yanında yükselen uzun binalara aldırmadanburası çöldü biliyorumo zamanda çöldübu zaman dabinaların örtemediği çölü görüyorumeski bedenimde aldığım öldürücü yaralaryalnızca birer leke şimdiki bedenimdeyatağan,saldırma,ok,mızrakfal gibi saklı duruyor derinimdekutsal kitaplara dilini veren şiirbirer leke dilimdebir zamanlar gördüğüm bir rüya buşimdi içinden geçiyorumgörmüştüm görmüştüm görüyorum
bir beyaz rustan kapmışbir tepebaşı otelinde Şiirigayrı ne permanganat ne antibiyotikbir akıntıdır gidiyor sittin senedirgözünden yaş geliyor su dökerken bile belini doğrultmak için türk ŞiirininÇekiyormuş bu çekilmez çileyi,yoksa çaldığı gibi başından büyük bir taşakırarmış çoktanpelikan marka dolma kalemini bakarak bu Çağdaş ve de cardaş Şairehiç de zührevi değilmiş meğer zühre! (rengahenk)