Category Archives: Yılmaz Erdoğan

Büyüyorum

büyüdükçe, sentetik zamanlara kangren ayaklar bastım, izi kaldı ömrümün… kara çaldılar yüzüme bütün kara parçalarında elbette “afrika dahil” parça başı çalışan kiralık katildi zaman gülüşüm sivas yangını ağlarsam kızma… ölmek bile yakışıyor bazı adama….

Bildiğin gibi değil

bizi bilirsin avuçla su içmeyi marifet biliriz, yenilmeyi bir de kendi sahamızda.. bizi bilirsin saçımızı ıslatmayı fiyaka biliriz. limonla! tespih yaparız, düş kırıklarından.. bizi bilirsin ağzının içinde oturmak isteriz. ve rutubetin en yakıştığı yer biliriz ağzını.. bizi bilirsin, yaşamak biliriz, vademiz dolduğunda avuçlarına gömülmeyi..

Dolmabahçeye taşınan bir aralık akşamı

sus pus olmuş, puslu bir İstanbul muydu yüzün, yoksa çok bildik hüzünler mi taşınmıştı yüzüne dolmabahçede, çay tadında…. divit ucuyla yazılmış bir aşkın sureti vardı avuçlarında, tarih bir başka iklimin kıvamını gösteriyordu. ben rehnedilmiş yelkovan gibi… hani akrepi seven ama yüreği takvim yokuşlarında…. sinemada elinin elimde terleyişinin bir anlamı olmalı, sesinin sesimde yankılanmasının.. sanki perdedekine… Read More »

Başkalaşan aşk

adını anmak güzeldi dost ağızlarda sana dair cümlelerin ıslatılması.. adını anmak. yüksek sesle, kimsesiz gecelerin düşsel avuntularına sırt çevirip senden söz açmak. biraz gülünç, biraz sitemkar.. güzeldi… adının türkçedeki yankısı özeldi… seninle yoğurt yemek, kendi kanlıcanlı, sülalesi kandilli yoğurtçunun mekanında. denize amors durup, yüzüne cepheden bakmak güneşli bir mavilikle…. güzeldi.. ipe sapa konuşlanmaz bahanelerle elini… Read More »

Aşk hayatı

sevmek gibi geliyordu her şey, sevmek gibi gidiyordu kadın adının anlattığı, canın teni yakmasıydı, bir bulut evet ama aslolan bulutun suyu yağmasaydı… “bir insanı sevmekle başlıyordu her şey” ve boşanmak için en az iki şahit gerekiyordu!

Alkol ikindisi

biz ne zaman içsek köfte geç gelir ve oturur muhabbetin terkisine çıplak bir efkar sözcüğü biz ne zaman içsek sabah akar meycinin cebine günde kaç kez öpüşür ki akrep ile yelkovan biz ne zaman içsek iç değilizdir aslında dışımızda bronz bir akşam sözcüğü çırıl bir efkar sözcüğü eften püften bir kar beklentisi delikanlı kıvamında sevda… Read More »