Category Archives: Yılmaz Erdoğan

Yaşayabilme İhtimali

soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam… ben seninle bir gün veyselkarani’de haşlama yeme ihtimalini sevdim. İlkokulun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarında (ankara’da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman) özlemeye başladım herkesi.. ve bu hasret öyle uzun sürdü ki, adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra.. bizim kemalettin tuğcu’larımız vardı…… Read More »

Islık

senin sesinle başlayan bir ıslık kehribar kokusu kulaklarımda nasıl bir nargile yakmak bu fitil gibi sarhoşlukta.. kim bu öldürücü musikinin güftesini gömebilir kuytuluğun makamına yalnız hicazdı felaket efem saatlerinde kimi görsem göz yarası yüzümde, kimi duysam senin sesinden ıslak bir ıslık ve ben artık her şarkıda kendime vokal yapıyorum, yüzüm gözüm ıpıslık…

Çöl daha iyi

çöle kıyısı olan kentlerin limanları sıkıcı olur kuş uçar gemi geçmez, kervan zaman içinde. böyle kentlerde insan fırtına gibi sever, sevdiği için ağlamayı. hangi türküde sevmekten bahsedilse ben hicaz olurum elimi ıslatır elinin teri ziyan olurum seni sevmekle ıslanır akşam sefalarım hangi türküde sevmekten bahsedilse bu çölde ben “şair burada yaşadığı kenti çöle benzetiyor”da bahsedilen… Read More »

Cemre

gözüme ilişti gözün içimde infilak saati! yasak baktın nikotin sıcağıma, bir sigara daha yaklaşıyor bahar.. ellerin yanında değil, gemiler kalkıyor avuçlarından bütün limanlarda bir telaş, yaklaşıyor bahar… deniz altında bir zindan düşü, ayıp sarılmalar, lanetli öpücükler bilinmez bir nemrut esrarı arkadaş dağlar gibi korkusuz korkular… kekikler yeşeriyor yaklaşıyor bahar bir deliliğin eşiğinde amansız mekansız sofrasız… Read More »