Şemsiye

tozlu bir şemsiye durur çatı katındaki odanın kuytu bir köşesinde kumaşındaki eski yağmurların hüzünlü kokusuyla anımsar mısın bilmem yağmurun bardaktan boşanırcasına yağdığı o günü hani şemsiyeyi iyice çekip başımıza dudaklarımla hesaplamıştım yüz ölçümünü nicedir sokağa çıkarmıyorum şemsiyeyi korkuyorum çünkü kapısı açık kafesinden uçan bir kanarya gibi beni ikinci kez terk etmenden yanıt alamayacağımı bilsem de… Read More »

Barış

ekmek kırıntıları serpiyorum cephede kumtorbaları üstünde su verirken evinde generalim kuşkonmaz çiceğine

Beyaz

o siyahtı kurşuna dizenler beyaz silah sesinden ürkerek gökyüzüne uçuşan kuşlar bembeyaz

Biraraya

eşit olmadığı söylenir insanların aynı boyda olmayan beş parmağı gibi bir elin oysa uzanır nice yorgun emekçinin dudağı su dolu avucuma elimin eşit olmayan beş parmağının ucunu getirince biraraya

Bulut

kestik artık umudu yağmurdan yürek biçimini alsa da gökyüzündeki küçük bulut

Çağdaş

afiyetle yiyor gökten düşen üç elmayı apartmandaki çocuklar annemin her geç anlattığı öykülerin sonunda bana ise çöpleri kalıyor evimiz çünkü bodrum katında