Bulutlar Adam Öldürmesin

analardır adam eden adamı aydınlıklardır önümüzde gider. sizi de bir ana doğurmadı mı? analara kıymayın efendiler. bulutlar adam öldürmesin. koşuyor altı yaşında bir oğlan, uçurtması geçiyor ağaçlardan, siz de böyle koşmuştunuz bir zaman. Çocuklara kıymayın efendiler. bulutlar adam öldürmesin. gelinler aynada saçını tarar, aynanın içinde birini arar. elbet böyle sizi de aradılar. gelinlere kıymayın efendiler.… Read More »

Bu Vatana Nasıl Kıydılar

İnsan olan vatanını satar mı? suyun içip ekmeğini yediniz. dünyada vatandan aziz şey var mı? beyler bu vatana nasıl kıydınız? onu didik didik didiklediler, saçlarından tutup sürüklediler. götürüp kâfire : «buyur…» dediler. beyler bu vatana nasıl kıydınız? eli kolu zincirlere vurulmuş, vatan çırılçıplak yere serilmiş. oturmuş göğsüne teksaslı çavuş. beyler bu vatana nasıl kıydınız? günü… Read More »

Bir Hazin Hürriyet

satarsın gözlerinin dikkatini, ellerinin nurunu, bir lokma bile tatmadan yoğurursun bütün nimetlerin hamurunu. büyük hürriyetinle çalışırsın el kapısında, ananı ağlatanı karun etmek hürriyetiyle hürsün! sen doğar doğmaz dikilirler tepene, işler ömrün boyunca durup dinlenmeden yalan değirmenleri, büyük hürriyetinle parmağın şakağında düşünürsün vicdan hürriyetiyle hürsün! başın ensenden kesik gibi düşük, kolların iki yanında upuzun, büyük hürriyetinle… Read More »

Bir Dakika

deniz durgun göl gibi, gitgide genişliyor sular kayalıklarda nurdan izler işliyor, engine sarkan gökler baştan başa yıldızlı.. Şimdi göğsümde kalbim çarpıyor hızlı hızlı. göklerden bir yıldızın gölgesi düşmüş suya dalmış suyun koynunda bir gecelik uykuya bazan uzunlaşıyor, bazan da kıvranıyor durgun suyun altında bir mum gibi yanıyor yakın olayım diye bu gökten gelen ize Öyle… Read More »

Bir Acayip Duygu

“mürdüm eriği çiçek açmıştır. – ilkönce zerdali çiçek açar mürdüm en sonra “ sevgilim, çimenin üzerine diz üstü oturalım karşı-be-karşı. hava lezzetli ve aydınlık ? fakat iyice ısınmadı daha ? çağlanın kabuğu yemyeşil tüylüdür henüz yumuşacık… bahtiyarız yaşayabildiğimiz için. herhalde çoktan öldürülmüştük sen londrada olsaydın ben tobrukta olsaydım, bir İngiliz şilebinde yahut… sevgilim, ellerini koy… Read More »

Çankırı Hapishanesinden Mektuplar-1

saat dört, yoksun. saat beş, yok. altı, yedi, ertesi gün, daha ertesi ve belki kim bilir… hapisane avlusunda bir bahçemiz vardı. sıcak bir duvar dibinde on beş adım kadardı. gelirdin, yan yana otururduk, kırmızı ve kocaman muşamba torban dizlerinde… kelleci memedi hatırlıyor musun? sübyan koğuşundan. başı dört köşe, bacakları kısa ve kalın ve elleri ayaklarından… Read More »