Monthly Archives: June 2009

Çankırı Hapishanesinden Mektuplar-2

bir akşamüstü oturup hapisane kapısında rubailer okuduk gazalîden : «gece : büyük lâciverdî bahçe. altın pırıltılarla devranı rakkaselerin. ve tahta kutularda upuzun yatan ölüler.> bir gün eğer, benden uzak, karanlık bir yağmur gibi, canını sıkarsa yaşamak tekrar gazalîyi oku. ve pîrâyendem benim, ben eminim sen sadece merhamet duyacaksın ölümün karşısında onun ümitsiz yalnızlığı ve muhteşem… Read More: Çankırı Hapishanesinden Mektuplar-2 »

Çankırı Hapishanesinden Mektuplar-3

bugün çarşamba : -biliyorsun – Çankırının pazarı. demir kapımızdan geçip kamış sepetimizde bize kadar gelecek yumurtası, bulguru, yaldızlı, mor patlıcanları… dün köylerden inenleri seyrettim : yorgundular, kurnaz ve şüpheli, ve kaşlarının altında keder. erkekler eşeklerde, kadınlar çıplak ayaklarının üstünde geçtiler. herhalde içlerinde senin bildiklerin vardır. herhalde iki çarşambadır pazarda : kırmızı başörtülü «kibirsiz» İstanbulluyu aramışlardır…

Çankırı Hapishanesinden Mektuplar-4

sıcaklar bildiğin gibi değil ve ben ki yalı uşağıyım, deniz ne kadar uzak… İkiyle beş arası cibinliğin altına uzanarak ter içinde kımıldanmadan gözlerim açık dinliyorum sineklerin uğultusunu. biliyorum : şimdi avluda duvarlara çarpıyorlardır suyu, kızgın, kırmızı taşlar tütüyordur. ve dışarda, otları yanmış kalenin eteğinde bir kezzap aydınlığı içindedir simsiyah kiremitleriyle şehir… geceleri birdenbire rüzgâr çıkıyor.… Read More: Çankırı Hapishanesinden Mektuplar-4 »

Çankırı Hapishanesinden Mektuplar-5

saat beşte akşam oluyor : insanın üstüne doğru yürüyen bulutlarla. yağmur taşıdıkları belli. birçoğu elle tutulacak kadar alçaktan geçiyorlar… bizim odanın yüz mumluğu, terzilerin gaz lambası yandı. terziler ıhlamur içiyorlar… kış geldi demektir… Üşüyorum. fakat kederli değilim. yalnız bize mahsus bir imtiyazdır : kış günleri hapisanede, sade hapisanede değil, bu kocaman bu ısınası bu ısınacak… Read More: Çankırı Hapishanesinden Mektuplar-5 »

Çocuklarımıza Nasihat

hakkındır yaramazlık. dik duvarlara tırman yüksek ağaçlara çık. usta bir kaplan gibi kullansın elin yerde yıldırım gibi giden bisikletini.. ve din dersleri hocasının resmini yapan kurşunkaleminle yık mızraklı İlmihalin yeşil sarıklı iskeletini.. sen kendi cennetini kara toprağın üstünde kur. coğrafya kitabıyla sustur, seni «hilkati Âdem»le aldatanı.. sen sade toprağı tanı toprağa inan. ayırdetme öz anandan… Read More: Çocuklarımıza Nasihat »