Oca
11

Her 5 Alman’dan 1′i yumurtadan vazgeçti

Her 5 Alman’dan 1′i yumurtadan vazgeçti
Her 5 Alman’dan 1′i yumurtadan vazgeçtiAlmanya’da hayvan yemlerinin ardından tavuklarda da dioksin bulunması ile tüketiciler, endiÅŸeye kapıldı. YaÅŸanan skandal nedeniyle birçok ülke, Almanya’dan yumurta ithalatına kısıtlama getirirken, ülkedeki her 5 kiÅŸiden birinin yumurta yemekten kaçındığı öğrenildi.
Okumaya devam et »

Haz
09

Yeniden Hüzünle…

İşte yine can sıkıntısı
bana bir şiir yazdıracak.
tırnaklarım uzamış,
içimde yaralı bir aşk.

İçimde yaralı bir aşk
ve birkaç piyes ölüsü,
birkaç gözyaşı kırıntısı,
inthar gelgii birkaç.

sırtüstü uzandım dünyaya,
odamın ampulüne bakıyordum,
ampulün bağlı olduğu borunun
tavanda kıvrılışına.

tavanda kıvrılışına
birkaç damla gözyaşının,
birkaç damla tentürdiyot,
kalbim ağrıyordu, bir yaz-
günü düştüm sokaklara,
karanlık sokaklara düştüm,
bir yaz gecesiydi galiba,
ürpererek indikçe bayırlardan,
kimsesiz ve loÅŸ alanlara,
çaresiz, bomboş bir cesettim,
bir yangın kulesi gibi uğuldayan.
kirli, bayat, karanlık-
bir suyla dolu bir kova,
olarak kalmıştım dünyada.

herkes kim bilir nerdedir-
ÅŸimdi? sevgilim… kim bilir-
nerdesin?
kalbim-ki bir gün durur-
var mıydı acaba?

Ölümü ve tuzlu
fıstıkları unutmadım.
hayat tuzlu fıstıkları.
sarhoşlar kusardı bir de
ben varken orda. dünyada
1965 yılında.
bir savaş ve hüzün korkusuyla
kahvelere dolardı insanlar.
sevgilim! sevglim!
“kanayan yerim benim”
çürük yumurta, bayat pastırma
ve
bamya yenilen bir lokantada
mareşal fevzi çakmak, koca yusuf
dünya güzeli fatma
dostumdular.
ben o şehirde yalnızdım
bunu kimseler bilmez
gidip gidip ruhtıma
dururdum.
kör bir dilenci vardı, o da-
dostumdu, beni-
evlendirmek isterdi kızıyla.
ben içimde bir acıyla
boyna bir resim yapardım.
sarı kurdeleli kızlara-
hikayeler anlatırdım hatta
uzak dünyalar ve
albert aynştayn hakkında.
onlar
uzun uzun susarlardı.
güzelim kızlar, hürriyet-
gaztesi okurlardı
ses ve hafta

her ÅŸey o kadar birbirinin
aynıydı, hayat-
akıp gidiyordu sıkıntıyla.
domino taşlarına ve
bir nehrin akışına benzeyen
cesur ve genç hayat. akıp giden.
kitapçı vitrinlerini
ve
alanları hızla eskiten-
hayat, bazen-
beni heyecanlandırırdı.
yağmurlu, ıhlamur ağaçlı bir yolda
kocaman eflatun bir güneş
tıkanırdı gırtlağıma
onu karnıma sokardım.
güneşi, göğsüme ve karnıma.
akÅŸam-
beni bulurdu bir koyda.
kırlara doğru
koşardım ber bağırtıyla.
az önce ıslanmış kırlara,
serin ve bereketli,
her zaman bağışlayan,
o taze ve hüzün-
anası kırlara…

sevgilim! sevgilim!
gece-
yürüyor.
dünya-
yürüyor ordularla.
kitaplara ve matbaacı-
çıraklarıyla. İçimde-
bir daÄŸ çeÅŸmesi akıyor…
sabah oldu oluyor anında-
eski, külüstür, kömür-
yüklü sarı bir kamyonla
yanında durmuştuk, orman-
battaniyeliydi hala.
bir hastane odasında-
sabaha karşı, yaralı-
bir onbaşı gibi uyuyordu.
sabaha-
karşı bir hastane odasında-
aklıma çanlar geliyor.
bir adam-
kesik çocuk başları satıyor.
yeniden
hüzünle başlıyorum bir-
romana…

Haz
09

Ben Senin Beni Sevebilme İhtimalini Sevdim

soğuk ve şehirler arası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan
ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam
ben seninle bir gün veysel karani de haşlama yeme ihtimalini sevdim
İlkokulun silgi kokan tebeşir lekeli yıllarında
ankara da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman
Özlemeye başladım herkesi
ve bu hasret öyle uzun sürdü ki
adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra
bizim kemalettin tuğcu larımız vardı
birde camların buhusuna yazı yazma imkanı
yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan kahverengi sıralarda solculuk oynamaya başladık
ben doktor oluyordum, sen hemÅŸire
geri kalanlar kontrgerilla
kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu pütürlü duvarlara
ve türk dil kurumuna inat bir türkçeyle
abilerimizden öğrendik Ş harfinden orak çekiç figürleri türetmeyi
ankara ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu
ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu haber bültenleri
oysa ankara da hiç sevişmedim ben
disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim
sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik dikenleri saymazsak
ankara ya usul usul kurşun yağıyordu
ve belli bir saatten sonra sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri
oyse hiç kurşun yaram olmadı benim
ve hiç bir mahkeme tutanağında geçmedi adım
Çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm sadece
sana ÅŸiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterinde
ama sen yoktun
ben seni beni sevebilme ihtimalini seviyordum
sunni teneffüs saatlerinde
okul servisi sen hep zamansız,amansızca
bir lojman griliğine götürüyordu
ben senin benimle tunalı hilmi caddesine gelebilme ihtimalini seviyordum
ben senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum
yaz sıcağı toprağı çekiyordu tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini
sonra otobüs oluyordun
kırık yarık yolların çare bilmez sürgünü
ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum muş ovasının yalancı maviliğini
otobüs oluyordun bir süre
yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordun
yanağım otobüs camının garantisinde
otobüs oluyordun bir ülkeden bir iç ülkeye
Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordun
zap suyunun sesini başına koyuyordum şarkılarımın listesinin
korkuyordum
sonra iniyordum otobüsten
Çarşıdan bizim eve giden
Ömrümün en uzun
Ömrümün en kısa
Ömrümün en çocuk
Ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum
Çünkü sonunda annem oluyordun
babam kokuyordum sonunda
soğuk ve şehirler arası otobüslerde vaz geçtim çocuk olmaktan
ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam
ben seninle bir gün vandaki bir kahvaltı salonunda
ben seninle sadece bilmek zorunda kalanların bildiği bir yol üstü lokantasında
ben seninle ağrı dağının mistik ve demli bir çay kıvamında bakan
doğu beyazıt ın herhangi bir toprak damında
ben senin herhangi bir insan elinin terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim
ben senİn benİ sevebİlme İhtİmalİnİ sevdİm

Haz
09

Yaşayabilme İhtimali

soğuk ve şehirlerarası
otobüslerde vazgeçtim
çocuk olmaktan
ve beslenme çantamda
otlu peynir kokusuydu babam…

ben seninle bir gün veyselkarani’de haÅŸlama
yeme ihtimalini sevdim.

İlkokulun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarında
(ankara’da karbonmonoksit sonbaharlar yaÅŸanırdı o
zaman) özlemeye başladım herkesi.. ve bu hasret öyle
uzun sürdü ki, adam gibi hasretleri özlemeye başladım
sonra..

bizim kemalettin tuÄŸcu’larımız vardı…
bir de camların buÄŸusuna yazı yazma imkanı…

yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan
kahverengi sıralarda, solculuk oynamaya başladık..
ben doktor
oluyordum sen hemÅŸire, geri kalanlar kontrgerilla…
kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu,
pütürlü duvarlara ve türk dil kurumu’na inat bir
türkçeyle… aÄŸbilerimizden öğrendik, Åž harfinden
orak çekiç figürleri türetmeyi..

ankara’ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu.
ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu
haber bültenleri..
oysa ankara’da hiç seviÅŸmedim ben.

disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim..
(sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik
dikenleri saymazsak..)
ankara’ya usul usul kurÅŸun yağıyordu.. ve belli bir
saatten sonra sokağa çıkmamayı öneriyordu haber
bültenleri.. oysa hiç kurşun yaram olmadı benim..
ve hiçbir mahkeme tutanağında geçmedi adım..
Çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm
sadece..


sana ÅŸiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde ama
sen yoktun.. ben, senin beni sevebilme ihtimalini
seviyordum, suni teneffüs saatlerinde.. okul servisi
seni hep zamansız, amansızca bir lojman griliğine
götürüyordu.. ben, senin benimle tunalı hilmi
caddesine gelebilme ihtimalini seviyordum..

ben senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum.

yaz sıcağı toprağa çekiyordu tenimin çatlamaya hazır
gevrekliğini.. sonra otobüs oluyordum,
kırık yarık yolların çare bilmez sürgünü..
ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum muş
ovasının yalancı maviliğini.. otobüs oluyordum bir
süre.. yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordum,
yanağım otobüs camının garantisinde..
otobüs oluyordum.. bir ülkeden bir iç ülkeye..
ÇocukluÄŸuma yaklaÅŸtıkça büyüyordum…

zap suyunun sesini başına koyuyordum şarkılarımın
listesinin.. korkuyordum..sonra iniyordum otobüsten..
Çarşıdan bizim eve giden, ömrümün en uzun, ömrümün
en kısa, ömrümün en çocuk, ömrümün en ihtiyar yolunu
koşuyordum.. Çünkü sonunda annem oluyordum babam

kokuyordum sonunda…

soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim,
çocuk olmaktan..
ve beslenme çantamda
otlu peynir kokusuydu babam…

ben seninle birgün van’daki bir kahvaltı salonunda…
ben seninle (sadece bilmek zorunda kalanların bildiği)
bir yol üstü lokantasında…
ben seninle, ağrı dağına mistik ve demli bir çay
kıvamında bakan doÄŸubeyazıt’ın herhangi bir toprak
damında..
ben seninle herhangi bir insan elinin terli
coğrafyasında olma ihtimalini sevdim..

ben senin,
beni sevebilme ihtimalini sevdim !


Ranking-Hits Google PageRank Checker Powered by  MyPagerank.Net Personal
firma ara bitki derman direk izle ticaret rehberi bayi hosting
significato sogni dei sogni Significato Nomi Nomi Bambini