May
10

Ergenekon ve uygunsuz görüntüler

Ergenekon ve uygunsuz görüntülerDeniz Baykal olayını bir kenara bırakalım; biz kendi 312 general davamıza bakalım.
Bakarken, Deniz Baykal olayından da dersler çıkaralım.
Önce şunu soralım: Baykal ile ilgili kasetin kaynağı nedir?
Daha kaç kişi hakkında, benzer kasetler vardır.
Ergenekon tutuklusu Emekli Albay Levent Göktaş’ta çıkan 53 no’lu DVD olayı ile, Baykal kasetinin bir ilgisi var mıdır?
İlginin derecesi nedir?
Ergenekon davasının delilleri arasında yer alan 53 no’lu DVD’nin arka planı, niçin tüm netliği ile ortaya konulamamıştır.

Kimler, kimleri korumuştur?
DVD’de görüntüleri olan hakimler, niçin bu albaydan şikâyetçi olmamışlardır?
Uygunsuz görüntüleri çekilen kaç hakim, hâlâ görevdedir ve hâlâ adalet (!) dağıtmaktadır?..
O DVD’de, birçok hakim-savcı ile ilgili gayriahlâkî görüntülerin olduğu, bunların şantaj amaçlı çekildiği ve kullanıldığı ileri sürüldüğü halde, bu konuda açılmış davalar nerede görülmektedir, niçin bilinmemektedir?
Levent Göktaş, sıradan bir Ergenekon tutuklusu değil.
O, hem emekli albay, hem avukat, hem de Yargıtay’da tetkik hakimliği yapan bir bayanın eşi..
Halk Bankası’nın da avukatlığını yapıyor.
Vakıflar Bankası’nın da.
Üstelik, AK Parti iktidarı döneminde..
Bir yandan AK Parti’yi devirmek için, en derin tuzakları kuruyor.
Bir yandan da AK Parti iktidarında, kamu bankalarından avukatlık ücreti alıyor..
Ve anlıyoruz ki, gerçekler hiç de öyle göründüğü gibi basit değil..
Arkasında çok derin ilişkiler gizlenebiliyor..
Düşünebiliyor musunuz; emekli bir albayın avukatlık yaptığı büroda, birçok hakimin gayriahlâkî görüntülerinin olduğu kasetler bulunuyor.
Bunların içinden birisi de, Danıştay cinayeti davasına bakan Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı hakkındaki görüntüler..
Siz dışarıdan baktığınızda, Danıştay cinayeti davasında, “Cinayet aydınlatılmıştır. Arkasında başka gerekçeler aramaya gerek yoktur” diyen mahkemenin kararının, hukuk böyle emrettiği için varılmış bir sonuç olduğunu sanıyorsunuz.
Nereden bilebilirsiniz ki; Danıştay cinayetini, “dindar kılığındaki kimlikle Alparslan Arslan’a yıkan ve arkasındaki gerçekler beni ilgilendirmez” diyerek alelacele kapatan mahkeme başkanının uygunsuz görüntülerinin, Ergenekon tutuklusu Levent Göktaş’tan çıkacağını..
Kim bilebilir ki; o uygunsuz görüntülerle mahkeme başkanına şantaj yapılmış mıdır?
Kamuoyunun gündemindeki başka davalarda, bu tür ilişkiler, karar alma noktasında ne derece etkin olabiliyor?..
Vakit aleyhine açılan davalarda verilen ağır kararlar, böyle baskılar sonucunda mı alınıyor?
Vakit, illegal faaliyetlerle dahi susturulmak istenen bir gazete..
O yolda her şeyi göze alabileceklerini, Ergenekoncular kendi dokümanlarında açıklıyorlar..
Üç tane hakime baskı yapmak, onlar için sorun değildir herhalde..
Hele hele Levent Göktaş gibi adamları var iken..
Sahi; CHP Genel Başkanı’nın, “Ergenekon’un avukatıyım” dediğini hatırlıyorsunuz, değil mi?
Ergenekon sanıklarında, birçok önemli kişinin uygunsuz görüntüleri çıkmıştı!
Acaba Deniz Baykal, Ergenekon’un gönüllü bir avukatı mı, yoksa uygunsuz görüntülerin mecbur bıraktığı zorunlu avukat mı?
Kasetler elden ele dolaşıp, sonunda metacafe.com’da mı patladı?
Daha başka kimlerin kasetleri patlayacak, patlatılacak?..
Bu arada o kasetlerle, kimlere neler yaptırıldı; yaptırılmaya devam ediliyor?..

Ali Karahasanoğlu – Vakit

Haz
09

Pia

ne olur kim olduğunu bilsem pianın
ellerini bir tutsam ölsem
böyle uzak seslenmese
ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
otelleri bomboş bulmasam
içlenip buzlu bir kadeh gibi
buğulanıp buğulanıp durmasam
ne olur sabaha karşı rıhtımda
çocuklar piayı görseler

bana haber salsalar bilsem
içimi büsbütün yıldızlar basar
bir hançer gibi çıkıp giderdim

ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
singapur yolunda demeseler
bana bunu yapmasalar yorgunum
üstelik parasızım pasaportsuzum
ne olur sabaha karşı rıhtımda
seslendiğini duysam pianın
sırtında yoksul bir yağmurluk
çocuk gözleri büyük büyük
üşümüş ürpermiş soluk

ellerini tutabilsem pianın
ölsem eksiksiz ölürdüm.

Haz
09

Üçüncü Şahsın Şiiri

gözlerin gözlerime degince
felaketim olurdu aglardim
beni sevmiyordun bilirdim
bir sevdigin vardi duyardim
çöp gibi bir oglan ipince
hayirsizin biriydi fikrimce
ne vakit karsimda görsem
öldürecegimden korkardim
felaketim olurdu aglardim

ne vakit maçkadan geçsem
limanda hep gemiler olurdu
agaçlar kus gibi gülerdi
bir rüzgar aklimi alirdi
sessizce bir cigara yakardin
parmaklarimin ucunu yakardin
kipiklerini egerdin bakardin
üsürdüm içim ürperirdi
felaketim olurdu aglardim

aksamlar bir roman gibi biterdi
jezabel kan içinde yatardi
limandan bir gemi giderdi
sen kalkip ona giderdin
benzin mum gibi giderdin
sabaha kadar kalirdin
hayirsizin biriydi fikrimce
güldü mü cenazeye benzerdi
hele seni kollarina aldi mi
felaketim olurdu aglardim

Haz
09

Kuslar Ötmeden

kuslar ötmeden uyanirim.
vakit seher vakti, zaman dar.
her yer alaca karanlik içerisinde.
disarda rüzgar uguldar,
içerde gözlerim kaçan uykuyu kovalar…
beyaz dolabin, beyaz çekmecesine takilana kadar.
kuslar ötmemistir hâlâ…
seni yazdigim günlük gelir elime çekmeceyi açtigimda.
orta sayfasinda senin resmin.
sayfalar çevrilir birer birer,
ve resmine ulastigimda,
hersey tükenir…

hersey anlamini yitirir, mânasini kazanir.
hayaline daldigim seni düsünürüm.
kuslar ötmeden.
düsüncelerim hayal, kelimelerim bakis olur.
resmin gerçek olur.
hayaller gerçek olur hayalimde.
hersey bir an içinde olur…
ve hersey olur kuslar ötmeden.

ben gelmekte olan güne baslarim senle,
seni bölüsemem resminle,
ama bilirim:
benim güllerim asla solmaz!
hele ki o güller…
o güller can gülleriyse,
ve kuslar ötmeden görünüyorsa,
hiç solmaz o güller.

sayfalar kapanir birer birer.
yarin, kuslar ötmeden açilmak üzere.
Çekmece kapanir…
rüzgarin ugultusu tekrar duyulur.
duvar kagidinda ki gül deseni gülümsüyor gibi olur.
bende ona gülümserim,
kuslar ötmeden.

kuslar ötmeden, kuslarin ötecegini bilirim.
seni görmeden sevecegimi bilirim.
zamani gelince kavusacagimi da bilirim…
ama ben asil… seni…
kuslar ötmeden bilirim.

Haz
09

Sıcak bir kış

saçlarını gittikçe kısalttığın günlerde
sen söylemiştin bu sözleri unutmadım
-her aşk bir ayrılık gizler, ayrılıklarsa
bir merhabanın sıcaklığını taşır kendisinde

kalıcı olan hiçbir şey yok diyordun
an?lar var yalnız ömrü karşılayan
Şimdi sımsıcak bir kar yağıyor yine
yüreğimin üstüne yağıyor hiç durmadan

ellerin nasıl da üşüyor, bozacının
karlı sesi doluyorken odamıza
hava gittikçe kirleniyor bu kentte
ve aralıksız kar yağıyor kar yağıyor

kar ayrılık hüznüdür ve ne çok
ayrılıklar yaşandı şu son birkaç yılda
yurdundan ayrılanları düşünüyorum ve birisi
Özledim diyor, ülkemin kar kokusunu da özledim

hiçbir an?ını tanımlamaya kalkmadan
kısacık ömürler biçiyoruz kendimize
sonra yolculuklara çıkıyoruz, bir kentten
Ötekine giderken özlüyoruz bir başkasını

Özlediğimiz birileri olmalı diyordun
yanındayken bile özlediğimiz birileri
Öyleyse kalkıp ati?ye gitmelisin, İstanbul?a
belki hâlâ saklıyordur bir gülü kimbilir

yaşandı mı o sıcak kış, yaşlandık mı
aynalara bakmaya vakit bulamadık
dönüp dönüp birbirimize bakmalardan
yaşandı mı o sımsıcak kış, ne dersin

Haz
09

Kav

otomobil birden çıkıyor yoldan
bir deniz kıyısında duruyor
büyü bıçağı koparıyor onu gri harmanili kayalardan
yalnız sırtlarından sezilen haçlı erleri kayalardan
kayalar kapatıyor onun arkasını som
düşünceyle şekerlendirilmeden
günse eriyor yön yön van goghsu bir kırmızılık
kirazların ve güllerin tifoya kardeş çıkan rengi
kokuları bile kıpkırmızı olan günlerin
ve otomobilden inen sensin iki avcunda deniz
Çevrene üşüşen zeytin ağaçları
arkandan ininler o kimlerdir ki avuçlarına gülüyor
oluşa gülüyorlar kuşlara çocuklara
kuşların bir başak biçimi olan o çocuklara
ki senin ellerini görmek bir kurtuluştur çocuklara
sen yüzünde akdeniz memnunluğu sen truvalı helen
sana gelmiş bütün yananlılar atlı arabalarla
atlarla otomobillerle uçaklarla
bütün kiraz yangını çocukları andıktan sonra
evrenin akşamından döndünüz evlerin parmaklıklarına

almışsın üstüne örtücülüğünü siyah kahverenginin
ağaç gövdelerinin kavların rengini
tabiat seninle canlı ve yeni
tabiatı duruşun ve bakışınla verimlendirmişsin
ey geçmez gençliğin telaşsız sesi
sesinle ölümü ürkütmüş terletmişsin
bir piknik yer altı gençliğine gözlerin
saçların bir başlangıc eski zaman leylaklarına
bir vakit gelse ki kapansam ayaklarına
geçen zamanı yanlış bir rüya gibi yorumlasam
resmini yunanlılardan kalma kayalara oysam
gitsem bergama tiyatrosunda seslensem ismini
benimle birlikte tabiat çağırsa seni
eski çağ çağırsa seni
yeni çağ çağırsa seni
her piknik gezintinde yaptıkları gibi
Çiçek kuş arı ve mavi gökte güneş
seninle dolanırlar çocuk oyunlarında dağ düğünlerinde
ve kayalar ilk olarak atalardan arınmış
büyümüş denizden gelen sabırsız seslerle
sonbahar papirüslerini birer birer atmış
kentse yüzyıllarca ilerde ve ötede
sen halk ve çocuklar ve bir portatif çadır
ve kalakalmış bir oto uçurum kenarında
hafta içi gel gitleri denizde kanayıp ıslanış
güneş sevinçli yaşlarda kararmış
tabiatla konuşmaya başlarsın bardakların derinliğinde

Çin çay bardaklarının
birbirinizi yitirirsiniz tabiatın sisinde
biriniz kafdağında biriniz Çinseddinde
deniz yüreğinizin telaşsızlığın aydınlığını emer de
akşamın üstüne boşanır yanar beyaz gecelerde
İyot kokulu yalnızlık panayırlarında
ben bir peri masalı gibi anılırım o anda
gelip geçen bir nöbet gibi o anda orada

saçılan eşya toplanır otomobil çalıştırır dönüş başlar
tabiatla son alışverişi yapar çocuklar
deniz yavaş yavaş siyah bir kabuk bağlar
Çayırlar üzerinde soğan yumurta kabukları büzülmüş kağıtlar
sende kadınlığın o sonsuz gülümsemesi ve toparlanışı var
gözler hep arkadadır acaba unutulan bir şey mi var
mutlaka unutulan bir şey var
gün bir bomba gibi düşer ve batar
arkaya son bir göz atılır otomobile doluşur
Şimdi sizi tabiattan koparan geri alan bir asfalt
Şehrin düşüncelerini yayınlayan kalorifer bacaları
oraya buraya koşuşan insanlar
ve bütün ışıklar yanar


Ranking-Hits Google PageRank Checker Powered by  MyPagerank.Net Personal
firma ara bitki derman direk izle ticaret rehberi bayi hosting
significato sogni dei sogni Significato Nomi Nomi Bambini