Haz
09

Nereden Gelip Nereye Gidiyoruz

başlangıç

nereden gelip nereye gidiyoruz?
belimizi doğrultup kalktığımızdan beri iki ayak üstüne,
kolumuzu bir sopa boyu uzattığımızdan beri,
taşı yonttuğumuzdan beri yıkan da yaratan da biziz
yıkan da yaratan da biziz bu güzelim, bu yaşanası dünyada.
nereden gelip nereye gidiyoruz?
arkamızda kalan yollarda ayak izlerimiz kanlı,
arkamızda kalan yollarda ulu uyumları ellerimizin, aklımızın,
yüreğimizin,
toprakta, taşta, tunçta, tuvalde, çelikte ve plastikte.
nereden gelip nereye gidiyoruz?
kanlı ayak izlerimiz midir önümüzdeki yollarda duran?
bir cehennem çıkmazında mı sona erecek önümüzdeki yollar?
nereden gelip nereye gidiyoruz?
Çocukların avuçlarında günlerimiz sıra bekler,
günlerimiz tohumlardır avuçlarında çocukların.
çocukların avuçlarında yeşerecekler.
Çocuklar ölebilir yarın,
hem de ne sıtmadan ne kuşpalazından,
düşerek de değil kuyulara filan;
çocuklar ölebilir yarın,
çocuklar ölebilir yarın atom bulutlarının ışığında,
ne bir santim kemik, ne bir damla kan,
çocuklar ölebilir yarın atom bulutlarının ışığında,
arkalarında bir avuç kül bile değil
arkalarında gölgelerinden başka bir şey bırakmadan.
negatif resimcikler boşluğun karanlığında
krematoryum, krematoryum, krematoryum.
bir deniz görüyorum
ölü balıklarla örtülü bir deniz.
negatif resimcikler boşluğun karanlığında;
yaşanmamış günlerimiz
çocukların avuçlarıyla birlikte yok olan.

bir şehir vardı.
yeller eser yerinde,
beş şehir vardı,
yeller eser yerinde,
yüz şehir vardı,
yeller eser yerinde,
Şiirler yazılmayacak yok olan şehirlere,
Åžiir kalmayacak ki.

pencerende bir sokak bulvarlı,
odan sıcak,
ak yastıkta üzüm karası, saçlar,
adamlar paltolu, ağaçlar karlı,
penceren kalmayacak,
ne bulvarlı sokak,
ne ak yastıkta üzüm karası saçlar,
ne paltolu adamlar, ne karlı ağaçlar.
Ölülere ağlanmayacak,
ölülere ağlayacak gözler kalmayacak ki.
eller kalmayacak.

negatif resimcikler dalların altındaki
yok olmuş olan dalların altındaki.
yok olmuş olan dalların üstünden
o bulutlardır geçen.
güneye götürmeyin beni,
ölmek istemiyorum.
Ölmek istemiyorum,
kuzeye götürmeyin beni.
doğuya götürmeyin beni,
ölmek istemiyorum.
Ölmek istemiyorum.
batıya götürmeyin beni.
beni burda bırakmayın,
götürün bir yerlere.
Ölmek istemiyorum,
ölmek istemiyorum.
o bulutlardır geçen
yok olmuş dallariı üstünden.
tahta, beton, teneke, toprak damlarımızla iki milyardan
artığız
kadın, erkek, çoluk, çocuk.
ekmek hepimize yetmiyor,
kitap ta yetmiyor,
ama keder
dilediÄŸin kadar,
yorgunlk da göz alabildiğine.
hürriyet hepimize yetmiyor.
hürriyet hepimize yetebilir
ve sevda kederi,
hastalık kederi,
ayrılık kederi,
kocalmak kederinden gayrısı ağmayabilir eşiğimizi.
kitap hepimize yetebilir.
ormanlarınkı kadar uzun olabilir ömrümüz.
yeter ki bırakmayalım
yaşanmamış günlerimiz yok olmasiı çocukların
avuçlarıyla birlikte,
boşluğun karanlığına çıkmasın negatif resimcikler,
yeter ki ekmek ve hürriyet yolunda dövüşebilmek için
yaÅŸayabilelim.

Haz
09

Ellerimde Bir Göztaşı

ellerimde bir göztaşı, gözlerim boş gidiyordum
ne bileyim, bir damlanın böyle deniz olduğunu
Şaştım, mavi bir fal gibi açılınca önümde
giritli bir ölümüm varmiş, bir balıkçı fitil gibi
patlayacakmış avucunda otuz çubuklu gençliğim
Üç günde mi desem, üç gökte, üç kulaçta mı
ben ki, o camgöbeği çiçekler açan ağaç
kırılmaz bardaklar gibi tuzla buz olacakmış
ne zaman boğulsam böyle yosun kokuyordu ışık
sabahcı kahvelerde bir çiroz ötüyordu
ve dalgalarımı geçen o deniz söförleri
böyle uyur düşlere bindirmiş gemiler
uyuklar gibi üstünde mermer masaların
bir tahta parcasıydım, osmanlı bir kazadan kalmış
yüzüyordum, islam kaptanın ahşap ayağında
Öbür tahtalara öbür insanlara doğru
cumhurdu murekkep balığı, simsiyah yüzüyordum
ne bileyim, bir korkunun böyle destan olduğunu
ağardım, nisanlayınca gece, ve yavrulayan yalnızlık
ya da ilk insanın doğduğu, öldüğü dağdi moby dick
nefes aldıkça filbahriler köpürüyordu sulardan
Çanlar çalıyor kulaklarımda, yunuslar yarışıyordu
alyuvarlar, dolkuşları ve rüzgar midyeleri
dedim, dünya gibi bulut yok dünya üstünde
ellerimde bir göztasi, gözlerim boş gidiyordum
ne bileyim, bir türkünün böyle veysel olduğunu
açıldım, çıkmaz bir sokak gibi, kapanınca denizde.

Haz
09

Ben Sana Mecburum

ben sana mecburum bilemezsin
adını mıh gibi aklımda tutuyorum
büyüdükçe büyüyor gözlerin
ben sana mecburum bilemezsin
içimi seninle ısıtıyorum

ağaclar sonbahara hazırlanıyor
bu ÅŸehir o eski istanbul mudur
karanlıkta bulutlar parçalanıyor
sokak lambaları birden yanıyor
kaldırımlarda yağmur kokusu
ben sana mecburum sen yoksun

sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
insan bir akşamüstü ansızın yorulur
tutsak ustura ağzında yaşamaktan
kimi zaman ellerini kırar tutkusu
birkaç hayat çıkarır yaşamasından
hangi kapıyı çalsa kimi zaman
arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

fatihte yoksul bir gramofon çalıyor
eski zamanlardan bir cuma çalıyor
durup köşe başında deliksiz dinlesem
sana kullanılmamış bir gök getirsem
haftalar ellerimde ufalanıyor
ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
ben sana mecburum sen yoksun

belki haziranda mavi benekli çocuksun
ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
bir şileb sızıyor ıssız gözlerinden
belki yesilköyde uçağa biniyorsun
bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
belki korsun kırılmışsın telaş içindesin
kötü rüzgar saçlarını götürüyor

ne vakit bir yaşamak düşünsem
bu kurtlar sofrasında belki zor
ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
ne vakit bir yaşamak düşünsem
sus deyip adınla başlıyorum
içimsıra kımıldıyor gizli denizlerin
hayır başka türlü olmayacak
ben sana mecburum bilemezsin.

Haz
09

Korkarım

ay soluk soluga
yildizlar akla ziyan bir irilikte
uzaydan yanmis kibrit kokulari
koklasam korkarim
koklamasam
gizli yilan isliklariyla ozsuyu zaptediyor
henuz birer iskelet gibi ciplak
asagidan yukariya agaclari
cicekleri uyandi uyanacak
koparsam korkarim
koparmasam
oyle yogun bir elektrikle
citirdar ki saclari
kim degse tutasacak
dokunsam korkarim
dokunmasam
gozleri bir yangin baslangicidir
dudaklari kirmizi alarm
ugultusu sehre yayilir
sokak sokak
tutulsam korkarim
tutulmasam

-korkunun kralligindan

Haz
09

Bu Kent Öldürüldü Diyorlar

bu kent öldürüldü diyorlar
kurşuna dizildi bir geceyarısı

hayaletler geziniyormuÅŸ ÅŸimdi
sokak aralarında ve caddelerde
baykuş tüneği olmmuş alanlar
ve yarasalar uçuşuyormuş

silah ve esrar kaçakçıları
altın çağını yaşarlarken
artıyormuş bir yandan da
kumarhaneler, meyhaneler

borsa oyunları, hileli iflaslar
birbirini kovalayıp dururken
nasıl çıkmışsa pek bilinmiyor
yaygınmış şimdilerde rus ruleti

İntiharların sayısı bilinmiyor
çoğalıp duruyormuş fahişeler
ve artık bunların hiçbiri
olay bile sayılmıyormuş şimdi

bu kent öldürüldü diyorlar
bahar gelmez artık buraya

Haz
09

İstanbul Yoktu Sen Olmasan

ben nice İstanbul?lular gördüm sana gelinceye kadar
kirli paçavralara benzerdi insanları
dostluktan, vefadan yoksun.
bölünmüş, dağılmış, parçalanmış
ve herbiri kendi ağırlığıyla ezilmiş, yorgun.
yüzümde dolaşan birer iğrenç böcekti gözleri
bir tutsam
yapışır kalırdı ellerime en çirkin yerleri
evlerinde bulduğum yalnızlık
sokaklarında bulduğum upuzun bir kahırdı.
günler boyunca
bir başka karanlık gelirdi
karanlığın biri kaybolunca
güneşler doğardı görmezdim.
bir ses durmadan ölüme çağırırdı beni
bilmezdim bu şehirde senin yaşadığını.
bilmezdim…

zindandı bütün meyhaneler
duvarlar karaydı
köhne bir bizans eskisiydi İstanbul sensiz.
semt semt bir ağır yorgunluktu
sürekli bir aldanıştı sokak sokak
benden en uzak sevgilerde yaşadım yıllarca
o büyük yalanlarda yaşadım.
senden habersiz bir ölü gibi
senden uzak zamanlarda yaşadım.

mabetler yıkıldı içimde
umutlar hayaller yıkıldı
bir gün bütün İstanbul yıkıldı.
sokaklar kaydı ayaklarımın altında
gün oldu kalabalık meydanlarında inançlarım yıkıldı
gün oldu
gözlerime çiviler çakıldı merhametsiz.
toz toz oldum, duman duman oldum
aldığını geri vermedi yıllar
yitirdim kendimi bu rezil ÅŸehirde
seni buluncaya kadar.

eskiden bir lale hatırlardım
yada mavi mavi bir deniz İstanbul denince
serin rüzgarlar okşardı saçlarımı
rıhtımlar balık balık kokardı.
ne zaman
yumsam gözlerimi bir gemi kalkardı.
vapur düdükleri durmadan öterdi.
eskiden bir İstanbul vardı bilmediğim
bana yeterdi.

sonra kaç yıl yaralı bir hayvan gibi
gezdim sokaklarında
sonra kaç yıl bir sevgi aradım
İstanbul?u aradım.
belki de seni aradım bilmeden
ayaklarımın dibinde den,izler can çekişti
Şehirler parçalandı
bir çağ öldü gözlerimin önünde
benim en güzel çağım öldü.
bizi topraktan yarattılar
gel gör ki…
bu ÅŸehirde
benim toprağım öldü.

seni aradım bu şehirde yıllarca
yana yakıla seni..
sen kimdin, sen neredeydin kimbilir.
hep böyle sensizmiydi bu şehir.
bu şehir İstanbul?muydu ?
Öyleyse sensiz yaşanmazdı bu şehirde
gemiler demir almazdı
trenler iÅŸlemezdi
sen olmasaydın
bir ömür bitip
yepyeni bir ömür başlamazdı içimde
bahar gelmezdi
ağaçlar çiçek açmazdı
seni bulmasaydım
ve ben yoktum
İstanbul yoktu
sen olmasaydın.

Haz
09

Çıkmaz sokak

bir daha dunyaya gelsem
yine seni severdim
beni uzesin diye
beni deli divane edesin diye
biliyorum
sen de bir daha dunyaya gelsen
yine beni sevmezdin
kahrimdan oleyim diye


Ranking-Hits Google PageRank Checker Powered by  MyPagerank.Net Personal
firma ara bitki derman direk izle ticaret rehberi bayi hosting
significato sogni dei sogni Significato Nomi Nomi Bambini