Melle Şafii (Aydın) anlatıyor: “Şeyh Said Efendi Diyarbakır’dan ayrıldıktan sonra, konaklaya konaklaya bir atlı grupla birlikte Solhan tarafına eği köyüne geliyor. Binbaşı Kasım’ın da köylüsü olan sonra bitişiğindeki Baskan’a yerleşen Melle Yadin (Aydın), o sırada Silvan tarafında (Farkin’de ) Melle Yahya’nın yanında okuyor. İsyan haberini alınca Varto’ya dönmek üzere ayrılıyorlar. Eği’ye vardığı gün tesadüfen Şeyh Said’de oraya geliyor. Babası Şeyh Muhammed de Şeyh’le birlikte babasını buluyor. Okumaya devam et »
“Darağacı” ayaklarının aynı boyda, başka bir deyişle, askeri disiplin kurallarına göre “nizami” olması, estetik durması için testereyle kesilip eşitleniyordu. Darağaçlarının bulunduğu alanın hemen ötesinde, ta kalkıp Ankara’dan gelmiş seçkin konuklarla, Diyarbakır’daki asker, sivil yöneticiler, eşleri, çocukları ve davetlilerin “idam töreni”ni, huzur içinde seyretmeleri için tribün inşa ediliyordu. Okumaya devam et »
TOPLU İDAM KARARI
Diyarbakır’daki Şark İstiklal Mahkemesi acelesi varmış gibi hızlı çalışıyor, “elindeki işi” biran önce bitirmek üzere toplu idam kararları üretiyordu. Seyid Abdulkadir, hiçbir eyleme katılmamış oğlu olaylara karışmamıştı. Onlarla birlikte ipe çekilenlerden bazıları, son ana kadar bir Kürt isyanının patladığından bile haberli değildi. Fakat ayrıntıya inmeye zaman yoktu. Gerekenin yapılması için “teslim edilen” insanlar hakkında hemencecik karar biçiliyordu. Okumaya devam et »
ŞEYH SAİD’İN YARGILANMASI
ve mahkemedeki ifadesi; Şeyh Said ve arkadaşları askeri cezaevinde, aileleri ve dünyadan tecrit ediliyor, kimseyle görüştürülmeden ayrı ayrı hücrelerde tutuluyorlardı. İçerdekilerin dünyaya açılan tek pencereleri, tek ziyaretçileri, mahkeme heyetinin üyeleriyle, gardiyan askerlerdi. Okumaya devam et »
İSTİKLAL MAHKEMELERİ
İsyancıları yargılamak üzere kurulan İstiklal Mahkemeleri, korkunun kılıcı gibi işliyordu. İcraatından anlaşıldığı kadarıyla mahkemeler, yalnız kendilerini meydana getiren güce karşı sorumluydu. “Gücü” memnun etmek koşuluyla, kendi işleyiş kurallarını kendileri belirliyorlardı. Okumaya devam et »
Şeyh Said Gerçeği Bölüm-5: Binbaşı Kasım – Bir Ajanın Portresi
Binbaşı Kasım, Varto’nun Kulan köyündendi. “Aşiret Mektebi” mezunu bir subaydı. O süvari olarak orduda çalıştı. 1918 yılında binbaşı rütbesindeyken, erken yaşta emekli edildi. Varto’ya yerleşti. Soyadı yasasından sonra, “Kasım Ataç” oldu. Okumaya devam et »
Şeyh Said Gerçeği Bölüm-5: Basının İsyana Yaklaşımı
Dönemin tek kitle haberleşme aracı gazeteleri. Ankara rejimi, basını denetim altına almış, ışık sızdırmayacak biçimde, koyu bir “sansür” uygulamaya başlamıştı. Kanlı olaylar sürerken, Türk kamuoyu isyandan habersizdi. Olaylara ilişkin ilk haber, 16 Şubat 1925 tarihinde, basında görülmeye başladı. Fakat isyanı duyuran, haber veren değil, olayları çarpıtarak, küçük, basit bir ”zabıta vak’ası” gibi gösteren propaganda niteliğindeydi, bu da. Okumaya devam et »

