Başı kapalı olanlara öcü gibi bakıp, yasak dayatması yapanlara en derin ve içten tepki başörtülü bir annenin Atatürkçü yazar oÄŸlundan geldi. ‘Hiç utanma anne’ diyen Cüneyt Özdemir adeta duygularını iÅŸlemiÅŸ köşesine… Senin başının örtülü olmasından bu devlet korkuyor anne. Kapılar sana ve senin gibi başını örten kadınlara kapalı. Senin yüzünden okullarda çocukların baÅŸlarını kapatacaklarından korkuyorlar. Okumaya devam et »
Başı kapalı olanlara öcü gibi bakıp, yasak dayatması yapanlara en derin ve içten tepki başörtülü bir annenin Atatürkçü yazar oÄŸlundan geldi. ‘Hiç utanma anne’ diyen Cüneyt Özdemir adeta duygularını iÅŸlemiÅŸ köşesine… Senin başının örtülü olmasından bu devlet korkuyor anne. Kapılar sana ve senin gibi başını örten kadınlara kapalı. Senin yüzünden okullarda çocukların baÅŸlarını kapatacaklarından korkuyorlar. Okumaya devam et »
gözlerim gözünde aşkı seçmiyor
onlardan kalbime sevda geçmiyor
ben yordum ruhumu biraz da sen yor
Çünkü bence şimdi herkes gibisin
yolunu beklerken daha dün gece
kaçıyorum bugün senden gizlice
kalbime baktım da işte iyice
anladım ki sen de herkes gibisin
büsbütün unuttum seni eminim
maziye karıştı şimdi yeminim
kalbimde senin için yok bile kinim
bence sen de ÅŸimdi herkes gibisin
334 (1918) –yaz– kadıköy
Kemal Tahire Mektup
«malatya» diyorum,
senin çatık kaşlarından başka bir şey gelmiyor aklıma.
bursada kaplıcalar
amasyada elma
diyarbakırda karpuz ve akrep.
fakat senin oranın,
malatyanın
nesi meÅŸhurdur,
yemişlerinden ve böceklerinden hangisi,
suyu mu, havası mı?
düşün ki hapisanesi hakkında bile fikrim yok.
yalnız :
bir oda,
bir tek penceresi var :
çok yüksek olan tavana yakın.
sen ordasın
dar ve uzun bir kavanozda
küçük bir balık gibi…
teÅŸbihim hoÅŸuna gitmeyebilir.
hele bu günlerde
kendini kafeste arslana benzetiyorsundur.
haklısın kemal tahir,
emin ol ben de öyle,
muhakkak ki arslanız,
ÅŸaka etmiyorum
hattâ daha dehşetli bir şey :
insanız…
hem de hangi tarihte, hangi sınıftan,
malum…
lâkin demir kafesle kavanoz bahsinde iş değişmiyor,
ikisi de bir,
hele bu günlerde…
- bunu içerde rahat ve masun
yatan bilir – …
hele bu günlerde,
sarıyerli emin beyin fıkralarına gülmek,
sevgili kitapların ve domatesin lezzeti,
tahtakurularına rağmen uyku
– günde üç tatlı kaşığı adonille de olsa –
ve tahirin oÄŸlu kemal
hattâ mektup gelmesi senden
ve hattâ ses duymak, dokunmak, görebilmek havanın ışığını,
karıma olan aşkımdan başka
nefsimin herhangi bir rahatlığını
affedemiyorum…
fartı-hassasiyet?
deÄŸil.
döğüşememek,
bir mavzer kurÅŸunu kadar olsun
bilfiil
doÄŸrudan doÄŸruya…
ancak kavgada vurulan acı duymaz
ve kavga edebilmek hürriyetidir
en mühimi hürriyetlerin.
İçerim yanıyor, kemal,
dışarım serin…
anlıyorsun ya,
zaten ettiğim lâf
bizim lâflarımızın herhangi biri :
çok konuşulmuş,
ve konuÅŸulmakta olan…
Şimdi kim bilir kaç yerde, kaç insan,
dizlerinde âtıl ve çaresiz yatan ellerine küfredip acıyarak
bu lâfları ediyor…
anlıyorsun ya,
zarar yok,
ben anlatacağım yine!…
elden hiçbir şey gelmediği zaman
konuşup anlatmanın alçak tesellisi?
belki evet,
belki hayır…
hayır öyle değil.
hangi teselli bırak be dinini seversen bırak…
bu, düpedüz,
başın önde, olduğun yerde dolanarak
kükremek, böğürüp bağırmak, kemal…
Gözlerin
gözlerin gözlerin gözlerin
ister hapisaneme, ister hastaname gel,
gözlerin göozlerin gözlerin hep güneşte,
şu mayıs ay sonlarında öyledir işte
antalya tarafında ekinler seher vakti.
gözlerin gözlerin gölzerin
kaç defa karşımda ağladılar
çırılçıplak kaldı gözlerin
altı aylık çocuk gözleri gibi kocaman ve cırılçıplak,
fakat bir gün bile güneşsiz kalmadılar.
gözlerin gözlerin gözlerin,
gözlerin bir mahmurlaşmaya görsün
sevinçli bahtiyar
alabildiğine akıllı ve mükemmel
dillere destan bir şeyler oluyor dünyaya sevdası insanın.
gözlerin gözlerin gözlerin,
sonbaharda öyledir işte kestanelikleri bursanın
ve yaz yaÄŸmurundan sonra yapraklar
ve her mevsim ve her saat istanbul.
gözlerin gözlerin gözlerin,
gün gelecek gülüm, gün gelecek,
kardeÅŸ insanlar birbirine
senin gözlerinle bakacaklar gülüm,
senin gözlerinle bakacaklar.
Dünyanın En Tuhaf Mahluku
akrep gibisin kardeÅŸim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi. serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
midye gibisin kardeÅŸim,
midye gibi kapalı rahat.
ve sönmüs bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
bir deÄŸil,
beÅŸ deÄŸil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
koyun gibisin kardeÅŸim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve adeta mağrur, koşarsın salhaneye.
dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer ve hala şarabımızı vermek
için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
-demeğe de dilim varmıyor ama-
kabahatin çogu senin, canim kardeşim
ben
senden önce ölmek isterim.
gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
ben zannetmiyorum bunu.
iyisi mi,beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
kavanoz camdan olsun,
ÅŸeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni gorebilesin
fedakarliğimi anlıyorsun
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
ve toz oluyorum
yaşiyorum yanında senin.
sonra, sende ölünce
kavanozuma gelirsin.
ve orada beraber yaşarız
külümün içinde külün
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar…
ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
toprağa beraber dalacagız.
ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasndan nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben.
ben
daha ölümü düşünmüyorum.
ben daha bir çocuk doğuracağım
hayat taşıyor içimden.
kaynıyor kanım.
yaşayacağım, ama ,çok, pek çok,
ama sen de beraber.
ama ölüm de korkutmuyor beni.
yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze ÅŸeklini.
ben ölünceye kadar da
bu düzelir herhalde.
hapisten çıkmak ihtimalin var mı bugünlerde?
içimden bir şey :
belki diyor.
memleketim, memleketim, memleketim,
ne kasketim kaldı senin ora işi
ne yollarını taşımış ayakkabım,
son mintanın da sırtımda paralandı çoktan,
ÅŸile bezindendi.
sen şimdi yalnız saçımın akında,
enfarktında yüreğimin,
alnımın çizgilerindesin memleketim,
memleketim,
memleketim…

