Haz
09

YaÅŸamaya Dair-1

yaÅŸamak ÅŸakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesala,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.

yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani, o derece, öylesine ki,
mesala, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut, kocaman gözlüklerin,
bembeyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel, en gerçek şeyin
yaÅŸamak olduÄŸunu bildiÄŸin halde.

yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmiÅŸinde bile, mesala, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak, yani ağır bastığından.

Haz
09

Gözlerin

gözlerin gözlerin gözlerin
ister hapisaneme, ister hastaname gel,
gözlerin göozlerin gözlerin hep güneşte,
şu mayıs ay sonlarında öyledir işte
antalya tarafında ekinler seher vakti.

gözlerin gözlerin gölzerin
kaç defa karşımda ağladılar
çırılçıplak kaldı gözlerin
altı aylık çocuk gözleri gibi kocaman ve cırılçıplak,
fakat bir gün bile güneşsiz kalmadılar.

gözlerin gözlerin gözlerin,
gözlerin bir mahmurlaşmaya görsün
sevinçli bahtiyar
alabildiğine akıllı ve mükemmel
dillere destan bir şeyler oluyor dünyaya sevdası insanın.

gözlerin gözlerin gözlerin,
sonbaharda öyledir işte kestanelikleri bursanın
ve yaz yaÄŸmurundan sonra yapraklar
ve her mevsim ve her saat istanbul.

gözlerin gözlerin gözlerin,
gün gelecek gülüm, gün gelecek,
kardeÅŸ insanlar birbirine
senin gözlerinle bakacaklar gülüm,
senin gözlerinle bakacaklar.

Haz
09

Açların Gözbebekleri

değil birkaç
deÄŸil beÅŸ on
otuz milyon
aç
bizim!

onlar
bizim!
biz
onların!
dalgalar
denizin!
deniz
dalgaların!

değil birkaç
deÄŸil be on
30.000.000
30.000.000!
açlar dizilmiş açlar!
ne erkek, ne kadın, ne oğlan, ne kız
sıska cılız
eğri büğrü dallarıyla
eğri büğrü ağaçlar!
ne erkek, ne kadın, ne oğlan, ne kız
açlar dizilmiş açlar!

bunlar!
yürüyen parçaları
o kurak
toprakların!

kimi
kemik
dizlerine vurarak
yuvarlak
bir karın
taşıyor!

kimi
deri… deri!
yalnız
yaşıyor
gözleri!
uzaktan
simsiyah sivriliÄŸi
nokta nokta uzayıp damara batan
kocaman balı bir nalın çivisi gibi
deli gözbebekleri,
gözbebekleri!
hele bunlar
hele bunlarda öyle bir ağrı var ki,
bunlar
öyle bakarlar ki!…
ağrımız büyük!
büyük!
büyük!
fakat
artık imanımıza inemez tokat!
demirleşti bağrımız,
çünkü ağrımız
30.000.000
deli gözbebekleri!
gözbebekleri!
ey
beni
ağzı açık
dinleyen adam!
belki arkamdan bana
bu kalbini
haykırana
-kaçık-
diyen adam!
sen de eÄŸer
ötekiler
gibi kazsan,
bir mana
koyamazsan
sözlerime
bak bari gözlerime;
bunlar:
deli gözbebekleri!
gözbebekleri!

Haz
09

Çankırı Hapishanesinden Mektuplar-5

saat beÅŸte akÅŸam oluyor :
insanın üstüne doğru yürüyen bulutlarla.
yağmur taşıdıkları belli.
birçoğu
elle tutulacak kadar alçaktan geçiyorlar…
bizim odanın yüz mumluğu,
terzilerin gaz lambası yandı.
terziler ıhlamur içiyorlar…
kış geldi demektir…
Üşüyorum.
fakat kederli deÄŸilim.
yalnız bize mahsus bir imtiyazdır :
kış günleri hapisanede,
sade hapisanede deÄŸil,
bu kocaman
bu ısınası
bu ısınacak dünyada
üşüyüp
kederli olmamak…

Haz
09

Vay Kurban

dağlarının, dağlarının ardı,
nazlıdır.
uçurum kıyısında incecik bir yol
gider dolan-dolana,
bir hastan vardır, umutsuz,
belki ayÅŸe, belki elif
endamı kuytuda başak,
memesinin, memesinin altında,
bir sancı,
bir hayın bıçak…

Ölüm bu,
fukara ölümü
geldim, geliyorum demez.
ya bir kuşluk vakti, ya akşam üstü,
ya da seher, mahmurlukta,
bakarsın, olmuş olacak.
bir hastan vardı umutsuz,
hayreti uykularda,
hayreti soÄŸuk sularda.
gayrı, iki korku çiçeğidir gözleri,
İki mavi, kocaman korku çiçeği,
açar, derin kuyularda…

dağlarının, dağlarının ardı korkunçtur.
hiçç akıl edip de düşünen var mı?
gün kimin hesabına tutar akşamı,
rahmetinden kim demlenir bulutun,
hayırlı evlat makina
nasıl canavar kesilir.
kurdun, karıncanın rızkını veren
toprak nasıl ayartılır,
yüz vermez topal öküze,
ve almaz koynuna kara sabanı.

sepetçioğlum bir kömür işçişidir,
mavzer değil, kürek tutar urfalı nazif
mal, haraç-mezattır,
can, pazar-pazar.
kırmızı, ak ve esmer,
yumuşak ve sert buğdayları
yaratan ellerin sahibidir bu,
kör boğaz, nafaka uğruna,
haldan düşmüş, tebdil gezer…

dağlarının, dağlarının ardı,
nasıl anlatsam…
ağaçsız, kuşsuz, gölgesiz.
Çırılçıplak,
vay kurban…
“kim bu cennet vatanın uÄŸruna olmaz ki feda.”
yiÄŸitlik, sen cehennem olsan da bile
fedayı kabul etmektir,
cennet yapabilmek için seni,
yoksul ve namuslu halka.
budur ol hikayet,
ol kara sevda.

seni sevmek,
felsefedir, kusursuz.
İmandır, konkunç sabırlı.
İpin, kurşunun rağmına,
yürür, pervasız ve güzel.
sıradağları devirir,
akan suları çevirir,
alır yetimin hakkını,
buyurur, kitabınca…

gün ola, devran döne, umut yetişe,
dağlarının, dağlarının ardında,
değil öyle yoksulluklar, hasretler,
bir tek başak bile dargın kalmayacaktır,
bir tek zeytin dalı bile yalnız…
sıkıysa yağmasın yağmur,
sıkıysa uykudan uyanmasın dağ.
bu yürek, ne güne vurur…
kaçar damarlarından karanlık,
kaçar, bir daha dönemez,
sunar koynunda yatandan,
hem de mutlulukla sunar
beynimizin ışığında yeraltı.

her mevsim daha genç, daha verimli,
sunar, pırıl-pırıl, sebil,
Ömrünün en güzel aşk hasadını,
elimizin hünerinde yeryüzü.
dolu sofra, gülen anne, gülen çocuklar,
bire on, bire yüzle akşama gebe
Şafakla doğan işgücü.
yalanım yok, sözüm erkek sözüdür,
olm kitapta böylece yazılıdır,
ol sevda, böyledir çünkü…

Haz
09

Kalbim Unut Bu Åžiiri

uÄŸuldayan ve hep uÄŸuldayan
bir orman kadar üşüyorum şimdi
yanlış rüzgarlar esiyor dallarımda
yanlış ve zehirli çiçekler açıyor
kanımda kocaman gözleriyle bir cığlık

su ve ses kadar beklediÄŸim
ne kaldı geride,bilmiyorum
uzanıp uyumak istiyorum gölgeme
yine sarılmak o kocaman gozlerin
uğuldayan rüzgarlarına

bir acıyı yaşarım bi zehirden
Çicekler üretirim kömür karası
uçurum kadar bir yalnızlık
yaratırım kendime,atlarım
anısı yoktur küçük rüzgarların

yapraklarım yok artık kuşlarım yok
büsbütün viran oldu dağlarım
ezberimdeki türküler de savrulup gitti
Ömrümün karşılığı kalmadı sesimde
sesimde yalnız ormanların gümbürtüsü

yanlış daha baştan yanlış
bir ÅŸiirdi bu,biliyorum
ye belki ömrümüzün yakın geçmişi
bu kadar doÄŸruydu ancak, kimbilir
kalbim unut bu ÅŸiiri

Haz
09

Savrulan külleri ömrümüzün

bir kızın kocaman gözlerinde gördüm
bulutların dağlara sessizce çöküşünü
Çocuksu susuşları gördüm, kırılan sevinci
ve kalbimi puslu yamaçlardaki pusulara saldım
çobanlar çoktan inmişlerdi ovaya
bense yapayalnız bir ağaçtım doruklarda

harelenen sularda bir yanık kokusu
ve uzun boyunlu bir kızın gülümseyişi
işık zamana bağlı zamansa onun
kocaman gözleridir artık
anladım tarih de yazılmaz
bir aşkın sayfalarına düşmüyorsa gün

yalnızdım, yapraklarım dökülmüştü bir bir
deryalara savrulup çöllere düşmüştü
bir duman tütüyor yine hangi kent yandı
hangi sokakta vuruldu sevgilim
bir demet menekşe bir avuç toprak
burkulan bir yürek miyim hep

sesimde bir yanma bir kekrelik
uzayıp giden bir çöl yalnızlığı
gazeteleri okumuyorum başım dönüyor
sulanmamış çiçekler gibi kuruyor her şey
her şey bir yolculuğun hüznünü taşıyor
gidip de gelmemek üzere bütün yüzler

puslu yamaçlarda bir çakal gölgesi
bir dağ suskunluğu yürüyor kentlere
yenilen biz miyiz yoksa aşklar mı
bir kızın kocaman gözlerinde görüyorum
savrulan küllerini ömrümüzün
bu kenti ayrılıklar yıkacak birgün biliyorum

Ölümden şikâyeti yok ölüp gidenlerin
ama bir kızın kocaman gözlerinde yangınlar çıkıyor
acılar dehşetli kinlendiriyor beni
kabarıp duruyor içimde, kabarıp duran bir okyanus
yurdumu arıyorum batık bir tekne değilim
yurdumu arıyorum kızgın küller ortasında


Ranking-Hits Google PageRank Checker Powered by  MyPagerank.Net Personal
firma ara bitki derman direk izle ticaret rehberi bayi hosting
significato sogni dei sogni Significato Nomi Nomi Bambini