İran ile Amerika, Rusya, Çin, Fransa, İngiltere ve Almanya arasında İstanbul’da gerçekleşen nükleer zirveden sonuç çıkmadı.Okumaya devam et »
İran ile Amerika, Rusya, Çin, Fransa, İngiltere ve Almanya arasında İstanbul’da gerçekleşen nükleer zirveden sonuç çıkmadı.
Marmara’nın tabanından gaz çıkışı alarmı…
Marmara Denizi tabanında gaz ve petrol çıkışları olduğu saptandı. Bu çıkışların Küçükçekmece’nin güneyinde ve Tekirdağ ile Silivri arasında zirve yaptığı belirlendi. Prof. Dr. Naci Görür, “Artık Marmara’da deprem alarmı verildi” dedi.
Fransız Le Suroit gemisinin, 4 Kasım-14 Aralık tarihleri arasında, AB projesi çerçevesinde Marmara Denizi’nde kurulacak denizaltı gözlem istasyonlarıyla ilgili yaptığı çalışmanın sonuçları açıklandı. Fransız Sarayı’nda düzenlenen basın toplantısında konuşan İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Maden Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Naci Görür, araştırmalarla, Marmara Denizi altındaki fay sisteminin geometrisi, boyutları, birbirleriyle olan ilişkileri, olası kırılmanın nasıl olacağı, İstanbul’un hangi bölgelerinin nasıl etkileneceği gibi konulara ışık tutulduğunu söyledi. Son araştırmayla Marmara Denizi tabanındaki fayların bazı bölümlerinde gaz ve sıvı çıkışları olduğunun tespit edildiğini vurgulayan Görür, şunları söyledi:
“Marmara’nın tabanından geçen fay, Trakya havzasının mikrokarbon rezervlerini parçalamış durumda. Marmara tabanına gelen hidrokarbonlar Trakya havzasının petrolü ve gazı. Bizim bulduğumuz şey, bunların fayın bir yerinden çıktığı. Yoksa bu bilinmeyen bir olay değildi. Gaz ve su çıkışı arzın derinliklerinde başlar; birtakım değişikliklere neden olur, kayalar kırılır ve çatlar. Bu değişiklikler fay düzlemini kırarak çıkan gaz ve sıvı içinde kimyasal ve fiziksel birtakım değişikliklere neden olacaktır. Bu farklılıkları denizaltı gözlem istasyonu kurarak onları ölçmek, deprem süreci başladığı zaman o depremin ayak seslerini duymak anlamına gelir. Bilim adamları 1999 depreminden sonra Marmara’da 30 yıl içinde deprem olacağını söylemişti. Artık Marmara’da deprem alarmı verildi. Deprem tehlikesi kapıda. Bu alarmın ülkeyi yönetenlerce de ciddi alınması lazım.”
Silivri-İstanbul arası
Fransa Deniz Araştırmaları Enstitüsü’nden Prof. Dr. Lois Geli de gaz çıkışlarının Küçükçekmece’nin güneyinde ve Tekirdağ ile Silivri arasında zirve yaptığını söyledi. Geli, Türkiye’deki fayların genel olarak kol kol kırıldığını, kırılmayan tek kolun İstanbul’da olduğunu vurguladı. Bu kolun en son 1509 ve 1766’da kırıldığını anımsatan Geli, “1999’u takiben fayda tehlikeli segmentin kırılma ihtimali çok yüksek. Bu bölge de Silivri-İstanbul arasındaki bölge. Faya en yakın yerde gözlemevi yerleştirilmesi önemli” dedi.
Kaynak: Radikal
buyrun, oturun dostlar,
hoş gelip sefalar getirdiniz.
biliyorum, ben uyurken
hücreme pencereden girdiniz.
ne ince boyunlu ilâç şişesini
ne kırmızı kutuyu devirdiniz.
yüzünüzde yıldızların aydınlığı
başucumda durup el ele verdiniz.
buyrun, oturun dostlar
hoş gelip sefalar getirdiniz.
neden öyle yüzüme bir tuhaf bakılıyor?
osman oğlu hâşim.
ne tuhaf şey,
hani siz ölmüştünüz kardeşim.
İstanbul limanında
kömür yüklerken bir İngiliz şilebine,
kömür küfesiyle beraber
ambarın dibine…
Şilebin vinci çıkartmıştı nâşınızı
ve paydostan önce yıkamıştı kıpkırmızı kanınız
simsiyah başınızı.
kim bilir nasıl yanmıştır canınız…
ayakta durmayın, oturun,
ben sizi ölmüş zannediyordum,
hücreme pencereden girdiniz.
yüzünüzde yıldızların aydınlığı
hoş gelip sefalar getirdiniz…
yayalar-köylü yakup,
iki gözüm,
merhaba.
siz de ölmediniz miydi?
Çocuklara sıtmayı ve açlığı bırakıp
çok sıcak bir yaz günü
yapraksız kabristana gömülmediniz miydi?
demek ölmemişsiniz?
ya siz?
muharrir ahmet cemil?
gözümle gördüm
tabutunuzun
toprağa indiğini.
hem galiba
tabut biraz kısaydı boyunuzdan.
onu bırakın ahmet cemil,
vazgeçmemişsiniz eski huyunuzdan,
o ilâç şişesidir
rakı şişesi değil.
günde elli kuruşu tutabilmek için,
yapyalnız
dünyayı unutabilmek için
ne kadar çok içerdiniz…
ben sizi ölmüş zannediyordum.
başucumda durup el ele verdiniz,
buyrun, oturun dostlar,
hoş gelip sefalar getirdiniz…
bir eski acem şairi :
«Ölüm âdildir» ? diyor,?
«aynı haşmetle vurur şahı fakiri.»
hâşim,
neden şaşıyorsunuz?
hiç duymadınız mıydı kardeşim,
herhangi bir şahın bir gemi ambarında
bir kömür küfesiyle öldüğünü?…
bir eski acem şairi :
«Ölüm âdildir» ? diyor.
yakup,
ne güzel güldünüz, iki gözüm.
yaşarken bir kerre olsun böyle gülmemişsinizdir…
fakat bekleyin, bitsin sözüm.
bir eski acem şairi :
«Ölüm âdil…»
Şişeyi bırakın ahmet cemil.
boşuna hiddet ediyorsunuz.
biliyorum,
ölümün âdil olması için
hayatın âdil olması lâzım, diyorsunuz…
bir eski acem şairi…
dostlar beni bırakıp,
dostlar, böyle hışımla
nereye gidiyorsunuz?
gözlerin gözlerin gözlerin
ister hapisaneme, ister hastaname gel,
gözlerin göozlerin gözlerin hep güneşte,
şu mayıs ay sonlarında öyledir işte
antalya tarafında ekinler seher vakti.
gözlerin gözlerin gölzerin
kaç defa karşımda ağladılar
çırılçıplak kaldı gözlerin
altı aylık çocuk gözleri gibi kocaman ve cırılçıplak,
fakat bir gün bile güneşsiz kalmadılar.
gözlerin gözlerin gözlerin,
gözlerin bir mahmurlaşmaya görsün
sevinçli bahtiyar
alabildiğine akıllı ve mükemmel
dillere destan bir şeyler oluyor dünyaya sevdası insanın.
gözlerin gözlerin gözlerin,
sonbaharda öyledir işte kestanelikleri bursanın
ve yaz yağmurundan sonra yapraklar
ve her mevsim ve her saat istanbul.
gözlerin gözlerin gözlerin,
gün gelecek gülüm, gün gelecek,
kardeş insanlar birbirine
senin gözlerinle bakacaklar gülüm,
senin gözlerinle bakacaklar.
onumden cekilirsen istanbul gorunecek
nerede oldugumu bilecegim
sisler utanacak egilecek
agzinin ucundan opecegim
sacina kalbimi takacagim
avcunda bir siir buyuyecek
nerede oldugumu bilecegim
bu ciplak geceler yok mu
bu plak boyle aglamiyor mu
camlari kirmak isten degil
delirecek miyim neyim
kirpiklerimden misra dokuluyor
kenyada simsiyah yalnizim
yoksul bir silepte gemiciyim
malezyada yuk bekliyorum
onumden cekilirsen istanbul gorunecek
nerede oldugumu bilecegim
gozlerini sondurme muhtacim
ben senin aydinligina muhtacim
yepyeni bir ilkbahar harcayip
bir yaz bogup bir sonbahar harcayip
ruzgar gulunu arayacagim
oranda pernanboucta tombuktuda
vincler yine aksamlari indirecekler
yine karanliga bulasacagim
gozlerin ruzgarda savrulacak
ikimiz iki sap bugday olsak
sen benim olsan ben senin olsam
bir gece vakti aklina gelsem
uykunu tutsam birakmasam
seni kucaklasam kucaklasam
birbirimizin kalbini dinlesek
dunyanin kalbini dinlesek
buyuk atesler yaksalar
iki guvercin ucursalar
nerede oldugumuzu bilsek
ceragan sarayindan buyukdereye
usumek sonbaharinda eski cinarlarin
uzadigi yerlerde gizlice aksamlarin
baslayip adeta kendini dinlemeye
kafeslerin ardinda bol gozlu bir kadin
ansizin giydirilmis ipek feraceye
bir cay yalnizligi emirgandan oteye
degdikce isindigi yaldizli bardagin
nedimden yansimasi tatyos efendiye
tenha bir genc kiz sesiyle hicazkarin
kuytularda curudugu bagdadi yalilarin
yorgun sarmasiklariyla sarkmis bahceye
soguk kuslar gibi dagilir bogazda
ruzgarin getirdigi donuk bir yagmur pusu
istinyede gemilerin karanlik uykusu
kirik direkleriyle dalgin ve hasta
birden icimi kaplayan olum korkusu
selam verilince mechul bir namazda
gazaliyse biraz mevlana biraz da
kubbenin altindaki divan ugultusu
seref vapurundan en kirli beyazda
yuzlerce harbiyeli surgun yolcusu
havada bir asilmis adam kokusu
istanbul jonturkleri huzzam bir yasta
yankilariyla telasli geceleri bebekten
motorlarin tasiyip o kadar bitiremedigi
en yilgin sonbahar benim gozlerimdeki
cok daha dumanli mutareke gunlerinden
alaturka saat kacta ikinci to”mbeki
miralay sadik beyin nargilesinden
dem cekip kumrular gibi sebilleri senlendiren
osmanli sehpalarinin golgesindeki
emirganda acilasmak koyu bir semaverden
caylar gibi kararip kac defalarca eski
bir siir uzuntusuyle museddes bicimindeki
coktan unutulmus kilitli defterlerden
saçlarını gittikçe kısalttığın günlerde
sen söylemiştin bu sözleri unutmadım
-her aşk bir ayrılık gizler, ayrılıklarsa
bir merhabanın sıcaklığını taşır kendisinde
kalıcı olan hiçbir şey yok diyordun
an?lar var yalnız ömrü karşılayan
Şimdi sımsıcak bir kar yağıyor yine
yüreğimin üstüne yağıyor hiç durmadan
ellerin nasıl da üşüyor, bozacının
karlı sesi doluyorken odamıza
hava gittikçe kirleniyor bu kentte
ve aralıksız kar yağıyor kar yağıyor
kar ayrılık hüznüdür ve ne çok
ayrılıklar yaşandı şu son birkaç yılda
yurdundan ayrılanları düşünüyorum ve birisi
Özledim diyor, ülkemin kar kokusunu da özledim
hiçbir an?ını tanımlamaya kalkmadan
kısacık ömürler biçiyoruz kendimize
sonra yolculuklara çıkıyoruz, bir kentten
Ötekine giderken özlüyoruz bir başkasını
Özlediğimiz birileri olmalı diyordun
yanındayken bile özlediğimiz birileri
Öyleyse kalkıp ati?ye gitmelisin, İstanbul?a
belki hâlâ saklıyordur bir gülü kimbilir
yaşandı mı o sıcak kış, yaşlandık mı
aynalara bakmaya vakit bulamadık
dönüp dönüp birbirimize bakmalardan
yaşandı mı o sımsıcak kış, ne dersin