Şub
10

Binbaşı Hasanın eşinin feryadı

Binbaşı Hasanın eşinin feryadıAyşe Tufan, evlendiğinde Bayram Subaşı üsteğmen idi. Ordunun en başarılı isimleri arasında gösteriliyordu. NATO’ya görevli olarak defalarca gönderildi. Sonra sicili başarılarla dolu Bayram Subaşı, birileri için tehlikeli olarak gösterilmeye başlandı. Gösterilen tek sebep eşinin başörtülü olması idi. Bir dönem, Ayşe Subaşı için “eşini yurt dışında temsil edebilir” denilerek verilen sicil, başındaki örtü dolayisiyle bu kez ayağına bağ olarak gösterildi.

Sorun bununla da sınırlı kalmadı. komutan Ayşe Tufan Subaşı’ndan başını açmasını aksi takdirde ordudan atılmak durumunda kalacağını söyledi. İşte silahlı Ergenekon sanıklarına ağıt düzenlere ithaf olunacak yürek sızlatan bir mektup.

“Saygıdeğer Türk Milleti
Türkiye’de şu anda gelişen olaylarla gerçekleşen demokrasiye inanarak ve bir asker eşi olarak yıllarca kutsal peygamber ocağına küçük yaşlardan beri hayatını; vatanına, milletine adamış bir subayın eşi olarak askeriyede geçirdiğimiz yıllarda yaşamış olduğumuz sıkıntı ve üzüntüleri sizlerle paylaşmak istedim.

1986 yılında üsteğmen olan eşimle evlendiğimde her şey normaldi. İçkili gecelere katılmamız konusunda yapılan ısrarları saymazsak sıkıntı oluşturacak büyük problemler yaşamıyorduk.  Orduevlerine girebiliyor, Askeri hastane imkanlarından başörtülü olarak yararlanabiliyorduk.

İki çocuğumu da GATA Haydarpaşa Askeri Hastanesi’nde dünyaya getirdim. Fakat 1994 yılında atamalar için personel eşlerinin ve çocuklarının fotoğraflarının toplanmasıyla başlayan bir bunalım sürecine girdik.

Başörtülü eşi olan subay ve astsubaylar bu şekilde resmen tespit edilmiş oluyordu. Bunu takip eden dönemde ziyaretimize gelen başörtülü yakınlarımız ve misafirlerimiz lojman nizamiyerlerinde sorunlarla karşılaşmaya başladılar. Daha sonra orduevlerine başörtülü olarak girmemize izin verilmedi.

TEDAVİ İÇİN HASTANEYE ALMADILAR

Sonrasında hastanelere girmemize izin verilmedi. Bir arkadaşımın Çorlu Askeri Hastanesi’nin kapısından gözyaşları içinde dönüp olayı bana anlatması beni çok üzmüştü.

Bu olayların öncesinde komutan eşleriyle diyaloglarımız çok iyiydi. Fakat kafalarında kalıplaşmış bir başörtülü kadın imajı vardı. “Anneannem veya babaannem de başörtülü ama nasıl olurda senin gibi genç bir hanım bu kıyafette olabilir anlayamıyoruz” diyorlardı.

Çünkü onlara göre başörtülü bir kadın kültürsüz, eğitimsiz,  cahil kadındı. Öyle şartlanmışlardı.

İhraç edilmemize yakın bir zamanda komutanımızın eşi başörtümü çıkarmam konusunda ikna etmek düşüncesiyle telefonla arayıp konuşma isteğini belirtti.
Komutanınızın eşiyle görüştüğümde kulaklarımdan hiç silinmeyen sözleriyle şaşırıp kaldım:

“Nasıl olurda senin gibi kültürlü, eğitimli, toplumda eşini temsil edebilecek bir bayan örtülü olabilir Ayşeciğim? Ben sizi seviyorum ve bu meslekte kalmanızı istiyorum.”

Başörtünüzü çıkarmadığınız takdirde bu diyardan gideceğimizi söyledi.

Cevabım “Ben özgür bir bireyim. Başımı eşim örttürmedi. Ne eşim ne de başka bir şey için başımı asla açmayacağım.,Açtığım takdirde inancıma ve kendime saygımın sona ereceğini, bunu da kabullenebilecek bir yapıya sahip olmadığımı söylediğimde içim çok rahattı.

Meslekten ayrılacağımızı da bilsem değil mi ki Allah için, inancım için başörtümden vazgeçmemiştim. Çünkü Yaradanın doğrularla birlikte olduğu inancındaydım. Bu dünyada örtüm, inancım için bir çok imkanlardan mahrum kaldım.

SİCİLLERİ DE HAYATLARI DA KARARTILDI

Yapmak isteyip de yapamadığım şeylerin sıkıntılarını derinden yaşamanın zorluklarını çektim ama biliyorum ki bunun mükafatını baki olan ahiret hayatında alacağım. Bunun içinde vicdanen çok rahat ve huzurluyum. Ahireti, mahşer gününü bekliyorum. Biliyorum ki mazlumların ahı yerde kalmayacak.

Eşimin görev yerleri büyük karargahlarda geçiyordu. 1.nci Ordu, 2nci Ordu gibi. Birçok zorluklara beraber katlandık. Kutsal ve şerefli görevlerin ağırlığı, sorumluluğu ailece hepimizin omuzlarındaydı.

Ne oldu da bizler bu sorumluluğun bilincine vakıfken, ordumuzun her türlü menfaatini her şeyin üstünde tutarken bir ayrımcılığa maruz kalarak yıllarca vatana hizmet etmiş, temiz vatan evlatlarını ordudan ihraç edilerek sicilleri de hayatları da karartıldı. Oysa eşim, orduda komutanları tarafından dürüstlüğü ve çalışkanlığıyla takdir gören bir Binbaşıydı.

Yurtdışında NATO tatbikatlarına katılmış, vatanı aşkına zor olmasına rağmen bizlerin hasretine katlanıp çocuklarını gözyaşları içerisinde bırakarak, vatanını müdafaa için Tunceli’ye de gitmiştir.

Senelerce her sıkıntıya göğüs gerip sonunda bu vatanın üvey evlatları gibi muamele görmeyi, hak edilenlerle mükafatlandırılmak yerine, hak edilmeyenlerle cezalandırmayı hangi vicdan, hangi yürek, nasıl kabul eder?

ÖNCE “EŞİNİ TEMSİL EDEBİLİR” DENİLDİM, SONRA EŞİMİN İHRACINA GEREKÇE OLDUM

Binlerce insanın yargısız infaza maruz kalmasını hangi yürekler kabullenebiliyor? Oysa ihraç edilen askerlerimizin bir çoğunun sicilleri takdir belgeleriyle dolu.

Sorarım size ey paşalar, bu insanların suçları eşlerinin örtülü olmaları mı, namaz kılmaları mı, inançları gereği Kur-an’ı Kerimi ve tefsirlerini okumaları mı? Bizler de  tüm halkımız da biliyoruz ki  inanan, İslam’ın şartlarını yerine getiren insanlardan ne orduya, ne millete zarar gelmez.

Böyle insanlar neden ordumuza hizmet etmesinler? Neden engellesinler? Şu cennet misal ülkemizde çözmemiz gereken bir çok sorunlar varken neden bizler birbirimizi incitip acıtıyoruz?

Siyasetçilerimize soruyorum, paşalarımıza soruyorum, neden neden?

Yapılan bu ayrımcılık yüzünden mesleğinden ihraç edildiği için canına kıyan sağlığı bozulan askerlerin hesabını kim verecek?

Vicdanınız hiç mi rahatsız olmadı?

Bizler bu vatanın evlatlarıyız, düşmanları değil. Hepimiz bu ülkede kardeşiz.

Tek yürek olmak neden bu kadar zor anlayamıyorum. Şimdi soruyorum, ordudan ihraç edilen eşimin yurtdışı görevi için komutanların hazırlamış olduğu nitelik belgelerinde “eşini yurtdışında temsil edebilir” denilen ben, nasıl oluyor da eşimin ihraç edilmesine de sebep oluyorum?

Yorumu saygıdeğer Türk halkına bırakıyorum.

Yüreği acıyan, kanayan başörtülü kardeşiniz Ayşe Tufan Subaşı.

Kaynak: Haber 7

Şub
10

GATA Komutanı mı? İslam İle Mücadele Komutanı mı?

GATA Komutanı mı? İslam İle Mücadele Komutanı mı?Birçoğunuzun malumu olduğu üzere 25 Şubat 2009’da bir THY uçağı, Amsterdam’a inerken yere çakılmıştı. Bu kazada 9 kişi hayatını kaybetti. Birçok yolcu yaralandı. Ağır yaralılar vardı. En ağır yaralı olansa oğlum Cüneyd Er’di. Cüneydimiz 78 gün yoğun bakımda kaldı. Tedavinin yapıldığı AMC hastanesindeki bir toplantıda Hollanda şartlarının yetmediğinden rehabilitasyon için memleket aranacağı bize tebliğ edildi…

O sırada ziyaretimize Türkiye’den fizik tedavi profesörü arkadaşlarımız da gelmişti. Keyfiyete muttali oldular. Türkiye’ye dönünce bu yönde araştırmalar yapmışlar. Onlardan değerli bir arkadaşım telefon açtı. Aramızda şöyle bir görüşme olmuştu:

-Rahim Beyim, GATA komutanı arkadaşımdır. Kendisiyle konuştum…

-Ama eşimin başı örtülü, baldızımın başı örtülü, bazı ziyaretçi hanımlar örtülü oluyor. AMC sevk yapar mı bilmiyorum, kabul edelim ki yaptı. Örtüden dolayı problem çıkınca üzüntü içinde üzüntüler yaşarız.

Konuştuğumuz bu sözleri, o dehşet dolu günlerde unuttum. Ancak arkadaşım bir süre sonra tekrar aradı. Öyle bir talebimiz olmadığı halde Hoca, arkadaşı olan GATA komutanıyla tekrar konuşmuş. Söyleneni bize aynen nakletti:

-Klasik örtülülerse olur…

Başımdan tonlarca kaynar su döküldü. En galiz küfür, o komutanın sözü kadar zoruma giderdi. Bizimkiler klasik örtülüydü ama gelen ziyaretçileri nasıl teftiş edecektik?

Hocaya teşekkür ettim.

Vedalaştık.

Önce komutanı arayıp gerekeni söylemek istedim. Sonra İlker Başbuğ aklıma geldi. Bir gün nasılsa Genelkurmay’ın resepsiyonlarından birinde karşılaşırız diye düşündüm. O zaman vak’ayı naklettikten sonra “İşte TSK’ya düşman kazandıran anlayış” derim, dedim. Bir iki yazımda buna ima yoluyla temas etmiştim.

Şimdi ise olduğu gibi yazmak için vesilesi doğdu…

Doktor, önüne gelen hastaya bakmakla mükelleftir.

Hastanın dinlisi-dinsizi, sarhoşu, zahidi, zencisi, sarısı, beyazı olmaz. Bunlar onun meselesi değildir. Osman Durmuş’un meclisteki lüzumsuzluğu bu acıyı bize bir kere daha yaşattı…

Adı geçen politikacı, 1997’de Emine Erdoğan’ın ziyaretçi olarak GATA’ya alınmaması üzerine işin içine Peygamberliği de katarak aklı sıra Tayyip Erdoğan’la alay ediyor. Ortaya konan seviye ibretliktir.

GATA’yı düşünmemekle ne kadar haklıymışız…

Başımız derde girermiş.

Diyeceğim şudur…

TSK’ya ziyan vermek için GATA komutanının, MHP’ye kaybettirmek için de Osman Durmuş’un zihniyeti kâfidir. Kimse düşmanı dışarıda aramasın.

Rahim Er – Türkiye
rahim.er@tg.com.tr


Ranking-Hits Google PageRank Checker Powered by  MyPagerank.Net Personal
firma ara bitki derman direk izle ticaret rehberi bayi hosting
significato sogni dei sogni Significato Nomi Nomi Bambini