Haz
09

Hasret-2

denize dönmek istiyorum!
mavi aynasında suların:
boy verip görünmek istiyorum!
denize dönmek istiyorum!

gemiler gider aydın ufuklara gemiler gider!
gergin beyaz yelkenleri doldurmaz keder.
elbet ömrüm gemilerde bir gün olsun nöbete yeter.
ve madem ki bir gün ölüm mukadder;
ben sularda batan bir ışık gibi
sularda sönmek istiyorum!
denize dönmek istiyorum!
denize dönmek istiyorum!

Haz
09

Ellerimde Bir Göztaşı

ellerimde bir göztaşı, gözlerim boş gidiyordum
ne bileyim, bir damlanın böyle deniz olduğunu
Şaştım, mavi bir fal gibi açılınca önümde
giritli bir ölümüm varmiş, bir balıkçı fitil gibi
patlayacakmış avucunda otuz çubuklu gençliğim
Üç günde mi desem, üç gökte, üç kulaçta mı
ben ki, o camgöbeği çiçekler açan ağaç
kırılmaz bardaklar gibi tuzla buz olacakmış
ne zaman boğulsam böyle yosun kokuyordu ışık
sabahcı kahvelerde bir çiroz ötüyordu
ve dalgalarımı geçen o deniz söförleri
böyle uyur düşlere bindirmiş gemiler
uyuklar gibi üstünde mermer masaların
bir tahta parcasıydım, osmanlı bir kazadan kalmış
yüzüyordum, islam kaptanın ahşap ayağında
Öbür tahtalara öbür insanlara doğru
cumhurdu murekkep balığı, simsiyah yüzüyordum
ne bileyim, bir korkunun böyle destan olduğunu
ağardım, nisanlayınca gece, ve yavrulayan yalnızlık
ya da ilk insanın doğduğu, öldüğü dağdi moby dick
nefes aldıkça filbahriler köpürüyordu sulardan
Çanlar çalıyor kulaklarımda, yunuslar yarışıyordu
alyuvarlar, dolkuşları ve rüzgar midyeleri
dedim, dünya gibi bulut yok dünya üstünde
ellerimde bir göztasi, gözlerim boş gidiyordum
ne bileyim, bir türkünün böyle veysel olduğunu
açıldım, çıkmaz bir sokak gibi, kapanınca denizde.

Haz
09

Emperyal Oteli

ben hic boylesini gormemistim
vurdun kanima girdin itirazim var
simsicak bir merhaba diyecektim
basimi usulca dizine koyacaktim
dort gun dort gece susacaktim
yagmur sonecekti yanacakti
sameland seferden donecekti
duvardaki saat duracakti
kalbim kendiliginden duracakti
ben hic boylesini gormemistim
vurdun kanima girdin itirazim var

emperyal otelinde bu sonbahar
bu camlarin nokta nokta huznu
bu bizim berhava olmuslugumuz
bir nokta bir hat kalmisligimiz
bu rezil bu carsanba gunu
intihar etmis kotumser yapraklar
oksuruklu aksirikli bu takvim
ben hic boylesini gormemistim
vurdun kanima girdin itirazim var

sesleri liman sislerinde bogulur
gemiler yorgun ve uykuludur
sabahtir saat bes bucuktur
sen kollarimin arasindasin
onlar gibi degilsin sen baskasin
bu senin gozlerin gibisi yoktur
adamin ruyasina ruyasina sokulur
aklinin icinde siyah bir vapur
kivranir insaf nedir bilmez

otelin penceresinde duracaktin
sehri karanlikta gorecektin
karanlikta yagmuru gorecektin
saclarin islanacak islanacakti
kis geceleri gibi uzun uzun
tek damla gozyasi dokmeksizin
maria dolores aglayacakti
istanbulu yagmur tutacakti
butun bir gun is arayacaktim
sana bir turku getirecektim
kulaklarimiz cinlayacakti

emperyal otelinin resmini cektim
aksam sacaklarindan damliyordu
kapisinda durmani soylemistim
yuzun zambaklara benziyordu
cumhuriyet bahcesinde insanlar geziyordu
tepebasindaki kucuk yahudiler
asmalimescitteki rum kemanci
boyle ruzgarsiz kalmisligimiz
bu bizim cektigimiz sanci
el ele tutusmus geziyordu
gazeteler cinayeti yaziyordu
halice bir avuc kan dokulmustu

emperyal otelinde uc gece kaldik
fazlasina paramiz yetmiyordu
gozlerin gozlerimden gitmiyordu
dorduncu gece sokakta kaldik
karanlik bir turlu bitmiyordu
sirkeci garinda sabahladik
bilen bilmeyen bizi ayipladi
halbuki kimlere kimlere basvurmadik
hicbiri yuzumuze bakmiyordu
hic kimse elimizden tutmuyordu
ben hic boylesini gormemistim
vurd kanima girdin kabulumsun

Haz
09

Ağustos Çıkmazı

beni koyup koyup gitme, nolursun
durduğun yerde dur
kendini martılarla bir tutma
senin kanatların yok
düşersin yorulursun
beni koyup koyup gitme, nolursun

bir deniz kıyısında otur
gemiler sensiz gitsin bırak
herkes gibi yaşasana sen
İşine gücüne baksana
evlenirsin, çocuğun olur
beni koyup koyup gitme, nolursun

Haz
09

Ayrılık ayracı

bütün ayraçları kaldırdın ama unuttuğun
bir şey vardı yine de, çiçekleri sulamadın
gökyüzü sarardı o zaman bulutlar kirlendi
ve ne kadar az konuşur olduk günboyu
birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor
tam da susuşların birbirine eklendiği yerde

ezberlenecek hiçbir şey yok bu dünyada
kirletilmemiş bir bulut bile yok artık
böyle diyorsun her yolculuğa çıkışımda
yaşadığın kent de sana benziyor gitgide
ne zaman dönmeyi düşünsem yangın çıkıyor
ya da erteletiyorum biletimi son anda

uzun bir sessizlik oluyorsun dağlara baksam
karşılıksız mektuplar kadar burkuluyor kalbin
yazdığım şiirler de canımı sıkıyor artık
fotoğraflarımı yırtıp atıyorum tek tek
ve ben bütün yapraklarımı döküyorken şimdi
eylül diyorsun, tam da orda başlıyor ayrılık

Üşüyünce ağlıyorsun yalnızım dememek için
uçaklar gemiler trenler çiziyorsun duvarlara
kendine bir deniz bul artık bir de rüzgâr
parçalanacağın bir uçurum bul bu dünyada
tek tutkun o kenti bırakıp gelmek olmalı
ve gelirken havaya uçurmak bindiğin otobüsü

birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor
tam da çiçeklerin sulanmadığı yerde
konuşacak bir şeyler bulamıyorsak günboyu
derim ki ayrılık gündemdedir ne yapılsa
ve sen bütün ayraçları kaldırdığını sanmıştın
ama unutmuşsun yine de ayrılık ayracını

Haz
09

Cemre

gözüme ilişti gözün
içimde infilak saati!
yasak baktın nikotin sıcağıma,
bir sigara daha yaklaşıyor bahar..

ellerin yanında değil,
gemiler kalkıyor avuçlarından
bütün limanlarda bir telaş,
yaklaşıyor bahar…

deniz altında bir zindan düşü,
ayıp sarılmalar, lanetli öpücükler
bilinmez bir nemrut esrarı
arkadaş dağlar gibi
korkusuz korkular…
kekikler yeşeriyor
yaklaşıyor bahar

bir deliliğin eşiğinde
amansız mekansız
sofrasız
yani aç, ilaçsız
ve
hiçbir şiirin eskitemediği
gözlerin,
gözlerimin önünde
el pençe divan..
bahar damarı çatladı toprağın
bir nefes daha yaklaşıyor bahar!

Haz
09

Kendine Benim İçin Bir Gül Ver

sensizlikle flört etmeyi sen değil
sensizlik bilir
sesi ses/sensizliği sensizlik bilir

korkma, sana aşkı öğretmeyen kendinin
ellerinden tuk!
çok ağrımış kendinin, siyah
ve ayaz kendinin
hep avuttuğum düşler için bana bir gül ver…
*
bak, palandöken dağlarında karlar erimiş
teknelerde kol kola bahar sulara inmiş
dağlar için, sular için bana bir gül ver
bir gül ver söküldüğüm günler için

-ve önce kendinin ellerinden tut!-
*
kendimin ellerinden tutunca
içimden nehirler gibi akmak geliyor
yollara çıkmak, yolculuklara bakmak geliyor
geberesiye içip salaş meyhanelerde
buralardan böyle ceketsiz kaçmak geliyor

tutunca kendimin ellerinden
pusulasız gemilerde yatmak
yaşlı ve şefkatli bir azizenin koynunda
sabaha dek kıpırtısız susmak geliyor

sevgilim, iyi insan, tutunca ellerimden
ömrümün içinden akmak geliyor…
*
sessizlik sensizliği ezbere bilir
sensizlik her şeyi bilir…

korkma, sana aşkı öğretmeyen kendinin
ellerinden tut!
sonra bana aşkı öğretmeyen kendimin
ellerinden;

bak, yıllarım sırılsıklam yağmurlar giymiş
günlerin avlusuna yeni yeni çocuklar inmiş
dağlar için, sular için bana bir gül ver
avuttuğum düşler için bana bir gül ver
bir
gül
pusulazıs gemiler, sökülmüş günler için…
*
ben bütün yeşillerimi inatçı ayazlara çaldırdım
sen kendinin ellerinden tut
ve kendine benim

————————————————————-
*dıngılava: diyarbakırda bir havuz adı.


Ranking-Hits Google PageRank Checker Powered by  MyPagerank.Net Personal
firma ara bitki derman direk izle ticaret rehberi bayi hosting
significato sogni dei sogni Significato Nomi Nomi Bambini