Ara
10

Asus’tan notebookla PC arası bilgisayar: NX90

Asus’tan notebookla PC arası bilgisayar: NX90
Asus’tan notebookla PC arası bilgisayar: NX90MobilleÅŸmenin ilk ürünlerinden notebookların üretilme amacı; PC’lerin istenilen yere taşınamamasıydı. Bunu daha küçük ve internete baÄŸlanan netbooklar takip etti.
Okumaya devam et »

Haz
09

Çankırı Hapishanesinden Mektuplar-4

sıcaklar bildiğin gibi değil
ve ben ki yalı uşağıyım,
deniz ne kadar uzak…

İkiyle beş arası
cibinliğin altına uzanarak
ter içinde
kımıldanmadan
gözlerim açık
dinliyorum sineklerin uÄŸultusunu.
biliyorum :
ÅŸimdi avluda
duvarlara çarpıyorlardır suyu,
kızgın, kırmızı taşlar tütüyordur.
ve dışarda, otları yanmış kalenin eteğinde
bir kezzap aydınlığı içindedir
simsiyah kiremitleriyle ÅŸehir…

geceleri birdenbire rüzgâr çıkıyor.
sonra kayboluyor birdenbire.
ve karanlıkta canlı bir mahluk gibi soluyup,
yumuşak, tüylü ayaklarıyla dolaşarak
bizi bir şeylerle tehdit ediyor sıcak.
ve zaman zaman
ürpermelerle duyuyoruz derimizin üstünde
bir korku halinde tabiatı…

bir zelzele olabilir.
zaten üç günlük yere geldi,
salladı çapanoğlu yozgadı.
ve yerlilerin kavlince :
altı tekmil tuz madeni olduğundan
yıkılacak Çankırı şehri
kıyametten kırk gün önce.
yatıp bir gece
başın bir kalasla ezilmiş,
çıkmamak sabaha…
Ölümün bu kadar körü ve mendeburu…
ben yaÅŸamak istiyorum biraz daha,
daha bir hayli yaÅŸamak.
bunu birçok şey için istiyorum,
birçok
çok mühim şeyler.

Haz
09

Ben Senden Önce Ölmek İsterim

ben
senden önce ölmek isterim.
gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
ben zannetmiyorum bunu.
iyisi mi,beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
kavanoz camdan olsun,
ÅŸeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni gorebilesin
fedakarliğimi anlıyorsun
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
ve toz oluyorum
yaşiyorum yanında senin.
sonra, sende ölünce
kavanozuma gelirsin.
ve orada beraber yaşarız
külümün içinde külün
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar…
ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
toprağa beraber dalacagız.
ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasndan nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben.
ben
daha ölümü düşünmüyorum.
ben daha bir çocuk doğuracağım
hayat taşıyor içimden.
kaynıyor kanım.
yaşayacağım, ama ,çok, pek çok,
ama sen de beraber.
ama ölüm de korkutmuyor beni.
yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze ÅŸeklini.
ben ölünceye kadar da
bu düzelir herhalde.
hapisten çıkmak ihtimalin var mı bugünlerde?
içimden bir şey :
belki diyor.

Haz
09

Pia

ne olur kim olduğunu bilsem pianın
ellerini bir tutsam ölsem
böyle uzak seslenmese
ben bir ÅŸehre geldiÄŸim vakit
o baÅŸka bir ÅŸehre gitmese
otelleri bomboÅŸ bulmasam
içlenip buzlu bir kadeh gibi
buğulanıp buğulanıp durmasam
ne olur sabaha karşı rıhtımda
çocuklar piayı görseler

bana haber salsalar bilsem
içimi büsbütün yıldızlar basar
bir hançer gibi çıkıp giderdim

ben bir ÅŸehre geldiÄŸim vakit
o baÅŸka bir ÅŸehre gitmese
singapur yolunda demeseler
bana bunu yapmasalar yorgunum
üstelik parasızım pasaportsuzum
ne olur sabaha karşı rıhtımda
seslendiğini duysam pianın
sırtında yoksul bir yağmurluk
çocuk gözleri büyük büyük
üşümüş ürpermiş soluk

ellerini tutabilsem pianın
ölsem eksiksiz ölürdüm.

Haz
09

Yeniden Hüzünle…

İşte yine can sıkıntısı
bana bir şiir yazdıracak.
tırnaklarım uzamış,
içimde yaralı bir aşk.

İçimde yaralı bir aşk
ve birkaç piyes ölüsü,
birkaç gözyaşı kırıntısı,
inthar gelgii birkaç.

sırtüstü uzandım dünyaya,
odamın ampulüne bakıyordum,
ampulün bağlı olduğu borunun
tavanda kıvrılışına.

tavanda kıvrılışına
birkaç damla gözyaşının,
birkaç damla tentürdiyot,
kalbim ağrıyordu, bir yaz-
günü düştüm sokaklara,
karanlık sokaklara düştüm,
bir yaz gecesiydi galiba,
ürpererek indikçe bayırlardan,
kimsesiz ve loÅŸ alanlara,
çaresiz, bomboş bir cesettim,
bir yangın kulesi gibi uğuldayan.
kirli, bayat, karanlık-
bir suyla dolu bir kova,
olarak kalmıştım dünyada.

herkes kim bilir nerdedir-
ÅŸimdi? sevgilim… kim bilir-
nerdesin?
kalbim-ki bir gün durur-
var mıydı acaba?

Ölümü ve tuzlu
fıstıkları unutmadım.
hayat tuzlu fıstıkları.
sarhoşlar kusardı bir de
ben varken orda. dünyada
1965 yılında.
bir savaş ve hüzün korkusuyla
kahvelere dolardı insanlar.
sevgilim! sevglim!
“kanayan yerim benim”
çürük yumurta, bayat pastırma
ve
bamya yenilen bir lokantada
mareşal fevzi çakmak, koca yusuf
dünya güzeli fatma
dostumdular.
ben o şehirde yalnızdım
bunu kimseler bilmez
gidip gidip ruhtıma
dururdum.
kör bir dilenci vardı, o da-
dostumdu, beni-
evlendirmek isterdi kızıyla.
ben içimde bir acıyla
boyna bir resim yapardım.
sarı kurdeleli kızlara-
hikayeler anlatırdım hatta
uzak dünyalar ve
albert aynştayn hakkında.
onlar
uzun uzun susarlardı.
güzelim kızlar, hürriyet-
gaztesi okurlardı
ses ve hafta

her ÅŸey o kadar birbirinin
aynıydı, hayat-
akıp gidiyordu sıkıntıyla.
domino taşlarına ve
bir nehrin akışına benzeyen
cesur ve genç hayat. akıp giden.
kitapçı vitrinlerini
ve
alanları hızla eskiten-
hayat, bazen-
beni heyecanlandırırdı.
yağmurlu, ıhlamur ağaçlı bir yolda
kocaman eflatun bir güneş
tıkanırdı gırtlağıma
onu karnıma sokardım.
güneşi, göğsüme ve karnıma.
akÅŸam-
beni bulurdu bir koyda.
kırlara doğru
koşardım ber bağırtıyla.
az önce ıslanmış kırlara,
serin ve bereketli,
her zaman bağışlayan,
o taze ve hüzün-
anası kırlara…

sevgilim! sevgilim!
gece-
yürüyor.
dünya-
yürüyor ordularla.
kitaplara ve matbaacı-
çıraklarıyla. İçimde-
bir daÄŸ çeÅŸmesi akıyor…
sabah oldu oluyor anında-
eski, külüstür, kömür-
yüklü sarı bir kamyonla
yanında durmuştuk, orman-
battaniyeliydi hala.
bir hastane odasında-
sabaha karşı, yaralı-
bir onbaşı gibi uyuyordu.
sabaha-
karşı bir hastane odasında-
aklıma çanlar geliyor.
bir adam-
kesik çocuk başları satıyor.
yeniden
hüzünle başlıyorum bir-
romana…

Haz
09

Ayrılık

nasılda başlamıştık,bakışmalarımıza,
Öyle özlerdik ki,birbirimizi.
böyle oldu zaten benim sana tutulmam.
galiba seninde öyledir.
gezerdik gönlümüzün istediğince,
ne hoyrattık o zaman biz.
hatırlamısın.
dediğimiz dedik bildiğimizi yapardık.
sandalcı salih in teknesini nasıl kaçırmıştık,
heyecan deli,sevgide deli olunca,
hiç düşünmemiştik sandalcı salihi.
ne ayıp yaptığımızı anlamıştık ama,
bunu bize sandalcı salih öğretmişti,hatırladınmı.
o ekmeÄŸini denizden kazanan adam,
bize dersimizi tokattan daha fena vermiÅŸti.
Şimdi sandalcı salihin her bayramda,
elini öpmeye giderim.
sandalcı salih bana şöyle bir bakar,
evlat nerede arkaşın,neden yalnızsın.
Öyle ezilirimki o zamanlar,
ayrıldığımızı söyleyemediğim için.
biz sandal değil,geleceğimizi kaçırmışız.
sandalcı salih gene olgun gene babacan.


Ranking-Hits Google PageRank Checker Powered by  MyPagerank.Net Personal
firma ara bitki derman direk izle ticaret rehberi bayi hosting
significato sogni dei sogni Significato Nomi Nomi Bambini