Haz
09

Bence sen de ÅŸimdi herkes gibisin

gözlerim gözünde aşkı seçmiyor
onlardan kalbime sevda geçmiyor
ben yordum ruhumu biraz da sen yor
Çünkü bence şimdi herkes gibisin

yolunu beklerken daha dün gece
kaçıyorum bugün senden gizlice
kalbime baktım da işte iyice
anladım ki sen de herkes gibisin

büsbütün unuttum seni eminim
maziye karıştı şimdi yeminim
kalbimde senin için yok bile kinim
bence sen de ÅŸimdi herkes gibisin

334 (1918) –yaz– kadıköy

Haz
09

YaÅŸamaya Dair-1

yaÅŸamak ÅŸakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesala,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.

yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani, o derece, öylesine ki,
mesala, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut, kocaman gözlüklerin,
bembeyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel, en gerçek şeyin
yaÅŸamak olduÄŸunu bildiÄŸin halde.

yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmiÅŸinde bile, mesala, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak, yani ağır bastığından.

Haz
09

Vasiyet

yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü,
ölürsem kurtuluştan önce yani,
alıp götürün
anadoluda bi köy mezarlığına gömün beni,

hasan beyin vurdurduÄŸu
ırgat osman yatsın bir yanımda
ve çavdarın dibinde toprağa çocuklayıp
kırkı çıkmadan ölen şehit ayşe öbür yanımda.

traktörle türküler geçsin alt başından mezarlığın
seher aydınlığında taze insan, yanık benzin kokusu,
tarlalar ortamalı, kanallarda su,
ne kuraklık, ne candarma korkusu.
biz bu türküleri elbette işitecek değiliz,
toprağın altında yatar upuzun
çürür kara dallar gibi ölüler,
toprağın altında sağır, kör, dilsiz.
ama bu türküleri söylemişim ben,
daha onlar düzülmeden
duymuşum yanık benzin kokusunu
traktörlerin resmi bile çizilmeden.

komÅŸulara gelince,
şehit ayşeyle ırgat osman,
çektiler büyük hasreti sağlıklarında
belki farkında bile olmadan.

yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
öyle gibi de görünüyor
anadoluda bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına gelirse
tepemde bir de çınar olursa
taÅŸ maÅŸ da istemez hani.

Haz
09

Nereden Gelip Nereye Gidiyoruz

başlangıç

nereden gelip nereye gidiyoruz?
belimizi doğrultup kalktığımızdan beri iki ayak üstüne,
kolumuzu bir sopa boyu uzattığımızdan beri,
taşı yonttuğumuzdan beri yıkan da yaratan da biziz
yıkan da yaratan da biziz bu güzelim, bu yaşanası dünyada.
nereden gelip nereye gidiyoruz?
arkamızda kalan yollarda ayak izlerimiz kanlı,
arkamızda kalan yollarda ulu uyumları ellerimizin, aklımızın,
yüreğimizin,
toprakta, taşta, tunçta, tuvalde, çelikte ve plastikte.
nereden gelip nereye gidiyoruz?
kanlı ayak izlerimiz midir önümüzdeki yollarda duran?
bir cehennem çıkmazında mı sona erecek önümüzdeki yollar?
nereden gelip nereye gidiyoruz?
Çocukların avuçlarında günlerimiz sıra bekler,
günlerimiz tohumlardır avuçlarında çocukların.
çocukların avuçlarında yeşerecekler.
Çocuklar ölebilir yarın,
hem de ne sıtmadan ne kuşpalazından,
düşerek de değil kuyulara filan;
çocuklar ölebilir yarın,
çocuklar ölebilir yarın atom bulutlarının ışığında,
ne bir santim kemik, ne bir damla kan,
çocuklar ölebilir yarın atom bulutlarının ışığında,
arkalarında bir avuç kül bile değil
arkalarında gölgelerinden başka bir şey bırakmadan.
negatif resimcikler boşluğun karanlığında
krematoryum, krematoryum, krematoryum.
bir deniz görüyorum
ölü balıklarla örtülü bir deniz.
negatif resimcikler boşluğun karanlığında;
yaşanmamış günlerimiz
çocukların avuçlarıyla birlikte yok olan.

bir şehir vardı.
yeller eser yerinde,
beş şehir vardı,
yeller eser yerinde,
yüz şehir vardı,
yeller eser yerinde,
Şiirler yazılmayacak yok olan şehirlere,
Åžiir kalmayacak ki.

pencerende bir sokak bulvarlı,
odan sıcak,
ak yastıkta üzüm karası, saçlar,
adamlar paltolu, ağaçlar karlı,
penceren kalmayacak,
ne bulvarlı sokak,
ne ak yastıkta üzüm karası saçlar,
ne paltolu adamlar, ne karlı ağaçlar.
Ölülere ağlanmayacak,
ölülere ağlayacak gözler kalmayacak ki.
eller kalmayacak.

negatif resimcikler dalların altındaki
yok olmuş olan dalların altındaki.
yok olmuş olan dalların üstünden
o bulutlardır geçen.
güneye götürmeyin beni,
ölmek istemiyorum.
Ölmek istemiyorum,
kuzeye götürmeyin beni.
doğuya götürmeyin beni,
ölmek istemiyorum.
Ölmek istemiyorum.
batıya götürmeyin beni.
beni burda bırakmayın,
götürün bir yerlere.
Ölmek istemiyorum,
ölmek istemiyorum.
o bulutlardır geçen
yok olmuş dallariı üstünden.
tahta, beton, teneke, toprak damlarımızla iki milyardan
artığız
kadın, erkek, çoluk, çocuk.
ekmek hepimize yetmiyor,
kitap ta yetmiyor,
ama keder
dilediÄŸin kadar,
yorgunlk da göz alabildiğine.
hürriyet hepimize yetmiyor.
hürriyet hepimize yetebilir
ve sevda kederi,
hastalık kederi,
ayrılık kederi,
kocalmak kederinden gayrısı ağmayabilir eşiğimizi.
kitap hepimize yetebilir.
ormanlarınkı kadar uzun olabilir ömrümüz.
yeter ki bırakmayalım
yaşanmamış günlerimiz yok olmasiı çocukların
avuçlarıyla birlikte,
boşluğun karanlığına çıkmasın negatif resimcikler,
yeter ki ekmek ve hürriyet yolunda dövüşebilmek için
yaÅŸayabilelim.

Haz
09

Mavi Gözlü Dev, Minnacık Kadın ve Hanımelleri

o mavi gözlü bir devdi.
minnacık bir kadın sevdi.
kadının hayali minnacık bir evdi,
bahçesinde ebruliii
hanımeli
açan bir ev.
bir dev gibi seviyordu dev.
ve elleri öyle büyük işler için
hazırlanmıştı ki devin,
yapamazdı yapısını,
çalamazdı kapısını
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan evin.

o mavi gözlü bir devdi.
minnacık bir kadın sevdi.
mini minnacıktı kadın.
rahata acıktı kadın
yoruldu devin büyük yolunda.
ve elveda! deyip mavi gözlü deve,
girdi zengin bir cücenin kolunda
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan eve.

Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,
dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:
bahçesinde ebruliiiii
hanımeli
açan ev..

Haz
09

Kemal Tahire Mektup

«malatya» diyorum,
senin çatık kaşlarından başka bir şey gelmiyor aklıma.
bursada kaplıcalar
amasyada elma
diyarbakırda karpuz ve akrep.
fakat senin oranın,
malatyanın
nesi meÅŸhurdur,
yemişlerinden ve böceklerinden hangisi,
suyu mu, havası mı?
düşün ki hapisanesi hakkında bile fikrim yok.
yalnız :
bir oda,
bir tek penceresi var :
çok yüksek olan tavana yakın.
sen ordasın
dar ve uzun bir kavanozda
küçük bir balık gibi…
teÅŸbihim hoÅŸuna gitmeyebilir.
hele bu günlerde
kendini kafeste arslana benzetiyorsundur.
haklısın kemal tahir,
emin ol ben de öyle,
muhakkak ki arslanız,
ÅŸaka etmiyorum
hattâ daha dehşetli bir şey :
insanız…
hem de hangi tarihte, hangi sınıftan,
malum…
lâkin demir kafesle kavanoz bahsinde iş değişmiyor,
ikisi de bir,
hele bu günlerde…
- bunu içerde rahat ve masun
yatan bilir – …
hele bu günlerde,
sarıyerli emin beyin fıkralarına gülmek,
sevgili kitapların ve domatesin lezzeti,
tahtakurularına rağmen uyku
– günde üç tatlı kaşığı adonille de olsa –
ve tahirin oÄŸlu kemal
hattâ mektup gelmesi senden
ve hattâ ses duymak, dokunmak, görebilmek havanın ışığını,
karıma olan aşkımdan başka
nefsimin herhangi bir rahatlığını
affedemiyorum…

fartı-hassasiyet?
deÄŸil.
döğüşememek,
bir mavzer kurÅŸunu kadar olsun
bilfiil
doÄŸrudan doÄŸruya…
ancak kavgada vurulan acı duymaz
ve kavga edebilmek hürriyetidir
en mühimi hürriyetlerin.
İçerim yanıyor, kemal,
dışarım serin…

anlıyorsun ya,
zaten ettiğim lâf
bizim lâflarımızın herhangi biri :
çok konuşulmuş,
ve konuÅŸulmakta olan…
Şimdi kim bilir kaç yerde, kaç insan,
dizlerinde âtıl ve çaresiz yatan ellerine küfredip acıyarak
bu lâfları ediyor…

anlıyorsun ya,
zarar yok,
ben anlatacağım yine!…
elden hiçbir şey gelmediği zaman
konuşup anlatmanın alçak tesellisi?

belki evet,
belki hayır…
hayır öyle değil.
hangi teselli bırak be dinini seversen bırak…
bu, düpedüz,
başın önde, olduğun yerde dolanarak
kükremek, böğürüp bağırmak, kemal…

Haz
09

Gözlerin

gözlerin gözlerin gözlerin
ister hapisaneme, ister hastaname gel,
gözlerin göozlerin gözlerin hep güneşte,
şu mayıs ay sonlarında öyledir işte
antalya tarafında ekinler seher vakti.

gözlerin gözlerin gölzerin
kaç defa karşımda ağladılar
çırılçıplak kaldı gözlerin
altı aylık çocuk gözleri gibi kocaman ve cırılçıplak,
fakat bir gün bile güneşsiz kalmadılar.

gözlerin gözlerin gözlerin,
gözlerin bir mahmurlaşmaya görsün
sevinçli bahtiyar
alabildiğine akıllı ve mükemmel
dillere destan bir şeyler oluyor dünyaya sevdası insanın.

gözlerin gözlerin gözlerin,
sonbaharda öyledir işte kestanelikleri bursanın
ve yaz yaÄŸmurundan sonra yapraklar
ve her mevsim ve her saat istanbul.

gözlerin gözlerin gözlerin,
gün gelecek gülüm, gün gelecek,
kardeÅŸ insanlar birbirine
senin gözlerinle bakacaklar gülüm,
senin gözlerinle bakacaklar.


Ranking-Hits Google PageRank Checker Powered by  MyPagerank.Net Personal
firma ara bitki derman direk izle ticaret rehberi bayi hosting
significato sogni dei sogni Significato Nomi Nomi Bambini