Haz
09

Yine Ölüme Dair

zevcem,
ruhu revanım
hatice pîrâyende,
ölümü düşünüyorum,
demek ki arteryo skleroz
baÅŸlıyor bende…
bir gün
kar yaÄŸarken,
yahut
bir gece,
yahut
bir öğle sıcağında,
hangimiz ilkönce,
nasıl
ve nerde öleceğiz?
nasıl
ve ne olacak
ölenin son duyduğu ses,
son gördüğü renk,
kalanın ilk hareketi
ilk sözü
ilk yediÄŸi yemek?
belki de birbirimizden uzakta öleceğiz.
haber
çığlıklarla gelecek,
yahut da ima edecekler,
ve kalanı yalnız bırakıp
gidecekler…
ve kalan
karışacak kalabalığa.

yani efendim, hayat…
ve bütün bu ihtimâlât
1900 kaç senesinin
kaçıncı ayı
kaçıncı günü
kaçıncı saatinde?

zevcem,
ruhu revanım
hatice pîrâyende,
ölümü düşünüyorum,
geçen ömrümüzü düşünüyorum.
kederli
rahat
ve hodbinim.
hangimiz ilkönce
nasıl
ve nerde ölürsek ölelim,
seninle biz
birbirimizi
ve insanların en büyük dâvasını sevebildik
– dövüştük onun uÄŸruna -,
«yaşadık»
diyebiliriz.

Haz
09

Çankırı Hapishanesinden Mektuplar-1

saat dört,
yoksun.
saat beÅŸ,
yok.
altı, yedi,
ertesi gün,
daha ertesi
ve belki
kim bilir…

hapisane avlusunda
bir bahçemiz vardı.
sıcak bir duvar dibinde
on beş adım kadardı.
gelirdin,
yan yana otururduk,
kırmızı ve kocaman
muÅŸamba torban
dizlerinde…

kelleci memedi hatırlıyor musun?
sübyan koğuşundan.
başı dört köşe,
bacakları kısa ve kalın
ve elleri ayaklarından büyük.
kovanından bal çaldığı adamın
taşla ezmiş kafasını.
«hanım abla» derdi sana.
bizim bahçemizden küçük bir bahçesi vardı,
tepemizde, yukarda,
güneşe yakın,
bir konserve kutusunun içinde…

bir cumartesi gününü,
hapisane çeşmesiyle ıslanan
bir ikindi vaktini hatırlıyor musun?
bir türkü söylediydi kalaycı Şaban usta,
aklında mı :
«beypazarı meskenimiz, ilimiz,
kim bilir nerde kalır ölümüz…?»

o kadar resmini yaptım senin
bana birini bırakmadın.
bende yalnız bir fotoğrafın var :
bir başka bahçede
çok rahat
çok bahtiyar
yem verip tavuklara
gülüyorsun.

hapisane bahçesinde tavuklar yoktu,
fakat pek âlâ gülebildik
ve bahtiyar olmadık değil.
nasıl haberler aldık
en güzel hürriyete dair,
nasıl dinledik ayak seslerini
yaklaşan müjdelerin,
ne güzel şeyler konuştuk
hapisane bahçesinde…

Haz
09

Ben Senden Önce Ölmek İsterim

ben
senden önce ölmek isterim.
gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
ben zannetmiyorum bunu.
iyisi mi,beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
kavanoz camdan olsun,
ÅŸeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni gorebilesin
fedakarliğimi anlıyorsun
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
ve toz oluyorum
yaşiyorum yanında senin.
sonra, sende ölünce
kavanozuma gelirsin.
ve orada beraber yaşarız
külümün içinde külün
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar…
ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
toprağa beraber dalacagız.
ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasndan nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben.
ben
daha ölümü düşünmüyorum.
ben daha bir çocuk doğuracağım
hayat taşıyor içimden.
kaynıyor kanım.
yaşayacağım, ama ,çok, pek çok,
ama sen de beraber.
ama ölüm de korkutmuyor beni.
yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze ÅŸeklini.
ben ölünceye kadar da
bu düzelir herhalde.
hapisten çıkmak ihtimalin var mı bugünlerde?
içimden bir şey :
belki diyor.

Haz
09

Açların Gözbebekleri

değil birkaç
deÄŸil beÅŸ on
otuz milyon
aç
bizim!

onlar
bizim!
biz
onların!
dalgalar
denizin!
deniz
dalgaların!

değil birkaç
deÄŸil be on
30.000.000
30.000.000!
açlar dizilmiş açlar!
ne erkek, ne kadın, ne oğlan, ne kız
sıska cılız
eğri büğrü dallarıyla
eğri büğrü ağaçlar!
ne erkek, ne kadın, ne oğlan, ne kız
açlar dizilmiş açlar!

bunlar!
yürüyen parçaları
o kurak
toprakların!

kimi
kemik
dizlerine vurarak
yuvarlak
bir karın
taşıyor!

kimi
deri… deri!
yalnız
yaşıyor
gözleri!
uzaktan
simsiyah sivriliÄŸi
nokta nokta uzayıp damara batan
kocaman balı bir nalın çivisi gibi
deli gözbebekleri,
gözbebekleri!
hele bunlar
hele bunlarda öyle bir ağrı var ki,
bunlar
öyle bakarlar ki!…
ağrımız büyük!
büyük!
büyük!
fakat
artık imanımıza inemez tokat!
demirleşti bağrımız,
çünkü ağrımız
30.000.000
deli gözbebekleri!
gözbebekleri!
ey
beni
ağzı açık
dinleyen adam!
belki arkamdan bana
bu kalbini
haykırana
-kaçık-
diyen adam!
sen de eÄŸer
ötekiler
gibi kazsan,
bir mana
koyamazsan
sözlerime
bak bari gözlerime;
bunlar:
deli gözbebekleri!
gözbebekleri!

Haz
09

İyimserlik

Şiirler yazarım
basılmaz
basılacaklar ama

bir mektup beklerim müjdeli
belki de öldüğüm gün gelir
mutlaka gelir ama

ne devlet ne para
insanın emrinde dünya
belki yüz yıl sonra
olsun
mutlaka bu böyle olacak ama

Haz
09

Güzele

dün gece senin küçücük elinle yalnız yattık
yalnız senin küçücük elinle yalnızlık
kandilli ilkokulu kadar kalabalık
zilleri çaldığında düşlerinin
sınıfların kapıları ardına kadar açık
gökyüzünün, denizin, toprağın, hayalle, emeğin
haklı sınıfları

belki de baskın korkusuyla vefasız, akıntıya atılan
kitaplar varya onlardan
Öğrenmiş marxı, gümüş balıkları
ve belki de onun için o kadar,
o kadar aydınlık ortalık…

sen ki çicekleri toplamayan güzelim
Çicekleri sulayan çocuk
ve ben ki buruk ve kavruk
bir ihtiyar adamım artık
Öyle güzeldim ki senle, çiçeklerden çok
ve anladım, anladım ki bir daha
dÜŞÜnde bİle gÖremez İŞler
dÜslerİn gÖrdÜĞÜ İŞlerİ

Haz
09

İlk Aşk

felek ne kadar kahretse kalbimize,
zaman zaman hatırladığımız olur,
hangi dilber ilk aşkı tattırdı bize;
bir hatırayla yaşadığımız olur.

ah o yaz gecesi, o mehtap, o havuz!
balkonundan gül atan cömert sevgili!
aşkınla deli divane olduğumuz,
sarmaşığa tırmandığımızdan belli.

belki bugün bu yaşta tekrar olunmaz,
İlk aşk gecesinin masum yeminleri,
fakat nerde ilk öpüşün verdiği haz?
saadet bilmiyorum o hazdan gayri.


Ranking-Hits Google PageRank Checker Powered by  MyPagerank.Net Personal
firma ara bitki derman direk izle ticaret rehberi bayi hosting
significato sogni dei sogni Significato Nomi Nomi Bambini