Haz
09

Hasret-2

denize dönmek istiyorum!
mavi aynasında suların:
boy verip görünmek istiyorum!
denize dönmek istiyorum!

gemiler gider aydın ufuklara gemiler gider!
gergin beyaz yelkenleri doldurmaz keder.
elbet ömrüm gemilerde bir gün olsun nöbete yeter.
ve madem ki bir gün ölüm mukadder;
ben sularda batan bir ışık gibi
sularda sönmek istiyorum!
denize dönmek istiyorum!
denize dönmek istiyorum!

Haz
09

Gereken

hayat agacimin yapraklari seyrek seyrek.
seni gönlümden silmek için ilahî-ask gerek.
batan günün ufkunda uçusan kuslara özenti,
hem kanat gerek, hem de yön gerek!

seni göreyim diye yollari seyran eyleyen,
gözlerimde ki ürkek bakislara nur gerek.
günesten yükselen isinlari misal eyleyen,
hem isi gerek, hem de parilti gerek!

Haz
09

Ben Senin Beni Sevebilme İhtimalini Sevdim

soğuk ve şehirler arası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan
ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam
ben seninle bir gün veysel karani de haşlama yeme ihtimalini sevdim
İlkokulun silgi kokan tebeşir lekeli yıllarında
ankara da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman
Özlemeye başladım herkesi
ve bu hasret öyle uzun sürdü ki
adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra
bizim kemalettin tuğcu larımız vardı
birde camların buhusuna yazı yazma imkanı
yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan kahverengi sıralarda solculuk oynamaya başladık
ben doktor oluyordum, sen hemşire
geri kalanlar kontrgerilla
kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu pütürlü duvarlara
ve türk dil kurumuna inat bir türkçeyle
abilerimizden öğrendik Ş harfinden orak çekiç figürleri türetmeyi
ankara ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu
ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu haber bültenleri
oysa ankara da hiç sevişmedim ben
disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim
sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik dikenleri saymazsak
ankara ya usul usul kurşun yağıyordu
ve belli bir saatten sonra sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri
oyse hiç kurşun yaram olmadı benim
ve hiç bir mahkeme tutanağında geçmedi adım
Çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm sadece
sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterinde
ama sen yoktun
ben seni beni sevebilme ihtimalini seviyordum
sunni teneffüs saatlerinde
okul servisi sen hep zamansız,amansızca
bir lojman griliğine götürüyordu
ben senin benimle tunalı hilmi caddesine gelebilme ihtimalini seviyordum
ben senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum
yaz sıcağı toprağı çekiyordu tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini
sonra otobüs oluyordun
kırık yarık yolların çare bilmez sürgünü
ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum muş ovasının yalancı maviliğini
otobüs oluyordun bir süre
yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordun
yanağım otobüs camının garantisinde
otobüs oluyordun bir ülkeden bir iç ülkeye
Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordun
zap suyunun sesini başına koyuyordum şarkılarımın listesinin
korkuyordum
sonra iniyordum otobüsten
Çarşıdan bizim eve giden
Ömrümün en uzun
Ömrümün en kısa
Ömrümün en çocuk
Ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum
Çünkü sonunda annem oluyordun
babam kokuyordum sonunda
soğuk ve şehirler arası otobüslerde vaz geçtim çocuk olmaktan
ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam
ben seninle bir gün vandaki bir kahvaltı salonunda
ben seninle sadece bilmek zorunda kalanların bildiği bir yol üstü lokantasında
ben seninle ağrı dağının mistik ve demli bir çay kıvamında bakan
doğu beyazıt ın herhangi bir toprak damında
ben senin herhangi bir insan elinin terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim
ben senİn benİ sevebİlme İhtİmalİnİ sevdİm

Haz
09

Yaşayabilme İhtimali

soğuk ve şehirlerarası
otobüslerde vazgeçtim
çocuk olmaktan
ve beslenme çantamda
otlu peynir kokusuydu babam…

ben seninle bir gün veyselkarani’de haşlama
yeme ihtimalini sevdim.

İlkokulun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarında
(ankara’da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o
zaman) özlemeye başladım herkesi.. ve bu hasret öyle
uzun sürdü ki, adam gibi hasretleri özlemeye başladım
sonra..

bizim kemalettin tuğcu’larımız vardı…
bir de camların buğusuna yazı yazma imkanı…

yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan
kahverengi sıralarda, solculuk oynamaya başladık..
ben doktor
oluyordum sen hemşire, geri kalanlar kontrgerilla…
kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu,
pütürlü duvarlara ve türk dil kurumu’na inat bir
türkçeyle… ağbilerimizden öğrendik, Ş harfinden
orak çekiç figürleri türetmeyi..

ankara’ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu.
ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu
haber bültenleri..
oysa ankara’da hiç sevişmedim ben.

disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim..
(sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik
dikenleri saymazsak..)
ankara’ya usul usul kurşun yağıyordu.. ve belli bir
saatten sonra sokağa çıkmamayı öneriyordu haber
bültenleri.. oysa hiç kurşun yaram olmadı benim..
ve hiçbir mahkeme tutanağında geçmedi adım..
Çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm
sadece..


sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde ama
sen yoktun.. ben, senin beni sevebilme ihtimalini
seviyordum, suni teneffüs saatlerinde.. okul servisi
seni hep zamansız, amansızca bir lojman griliğine
götürüyordu.. ben, senin benimle tunalı hilmi
caddesine gelebilme ihtimalini seviyordum..

ben senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum.

yaz sıcağı toprağa çekiyordu tenimin çatlamaya hazır
gevrekliğini.. sonra otobüs oluyordum,
kırık yarık yolların çare bilmez sürgünü..
ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum muş
ovasının yalancı maviliğini.. otobüs oluyordum bir
süre.. yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordum,
yanağım otobüs camının garantisinde..
otobüs oluyordum.. bir ülkeden bir iç ülkeye..
Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordum…

zap suyunun sesini başına koyuyordum şarkılarımın
listesinin.. korkuyordum..sonra iniyordum otobüsten..
Çarşıdan bizim eve giden, ömrümün en uzun, ömrümün
en kısa, ömrümün en çocuk, ömrümün en ihtiyar yolunu
koşuyordum.. Çünkü sonunda annem oluyordum babam

kokuyordum sonunda…

soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim,
çocuk olmaktan..
ve beslenme çantamda
otlu peynir kokusuydu babam…

ben seninle birgün van’daki bir kahvaltı salonunda…
ben seninle (sadece bilmek zorunda kalanların bildiği)
bir yol üstü lokantasında…
ben seninle, ağrı dağına mistik ve demli bir çay
kıvamında bakan doğubeyazıt’ın herhangi bir toprak
damında..
ben seninle herhangi bir insan elinin terli
coğrafyasında olma ihtimalini sevdim..

ben senin,
beni sevebilme ihtimalini sevdim !


Ranking-Hits Google PageRank Checker Powered by  MyPagerank.Net Personal
firma ara bitki derman direk izle ticaret rehberi bayi hosting
significato sogni dei sogni Significato Nomi Nomi Bambini