Category Archives: Nazım Hikmet

Karıma Mektup

bir tanem! son mektubunda: -başım sızlıyor yüreğim sersem!- diyorsun. -seni asarlarsa seni kaybedersem,- diyorsun, -yaşayamam!- yaşarsın, karıcığım, kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda; yaşarsın, kalbimin kızıl saçlı bacısı, en fazla bir yol sürer yirminci asırlılarda ölüm acısı. Ölüm bir ipte sallanan bir ölü. bu ölüme bir türlü razı olmuyor gönlüm. fakat emin ol ki,… Read More »

Çankırı Hapishanesinden Mektuplar-3

bugün çarşamba : -biliyorsun – Çankırının pazarı. demir kapımızdan geçip kamış sepetimizde bize kadar gelecek yumurtası, bulguru, yaldızlı, mor patlıcanları… dün köylerden inenleri seyrettim : yorgundular, kurnaz ve şüpheli, ve kaşlarının altında keder. erkekler eşeklerde, kadınlar çıplak ayaklarının üstünde geçtiler. herhalde içlerinde senin bildiklerin vardır. herhalde iki çarşambadır pazarda : kırmızı başörtülü «kibirsiz» İstanbulluyu aramışlardır…

Samiyenin kedisi

yeşil deniz gibi gözleri vardıbeyaz tüyleriyle bir küme kardıağzını süsleyen sedef dişlerdibaygın nazarı ta ruha işlerdi severken aldatıp birden kaçardıokşarken apansız pençe açardıonda bir kadının gururu vardısürmeli gözlerinden riya akardı

Üç Selvi

kapımın önünde üç selvi vardı. Üç selvi. selviler rüzgarda sallanırlardı. Üç selvi. kökleri yerde, başları yıldızlarda Üç selvi. selviler sallanırlardı rüzgarda. Üç selvi. bir gece düman bastı evi. Üç selvi. yatağımda öldürüldüm ben. Üç selvi. kesildi selviler köklerinden. Üç selvi. artık ne kökleri yerde, başları yıldızlarda Üç selvi. selviler sallanmıyorlar rüzgarda. Üç selvi. mermer bir… Read More »

Kalbim

göğsümde 15 yara var!. saplandı göğsüme 15 kara saplı bıçak!.. kalbim yine çarpıyor, kalbim yine çarpacak!!! ? göğsümde 15 yara var! sarıldı 15 yarama kara kaygan yılanlar gibi karanlık sular! karadeniz boğmak istiyor beni, boğmak istiyor beni, kanlı karanlık sular!!! saplandı göğsüme 15 kara saplı bıçak. kalbim yine çarpıyor, kalbim yine çarpacak!… ? göğsümde 15… Read More »

Çankırı Hapishanesinden Mektuplar-2

bir akşamüstü oturup hapisane kapısında rubailer okuduk gazalîden : «gece : büyük lâciverdî bahçe. altın pırıltılarla devranı rakkaselerin. ve tahta kutularda upuzun yatan ölüler.> bir gün eğer, benden uzak, karanlık bir yağmur gibi, canını sıkarsa yaşamak tekrar gazalîyi oku. ve pîrâyendem benim, ben eminim sen sadece merhamet duyacaksın ölümün karşısında onun ümitsiz yalnızlığı ve muhteşem… Read More »