diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yene de güleceğiz anlatılan bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da yine sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.
diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
Nazım Hikmet
yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesala,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.
Nazım Hikmet
bile, bir, insanlar, kocaman, mesala, yani
yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü,
ölürsem kurtuluştan önce yani,
alıp götürün
anadoluda bi köy mezarlığına gömün beni,
Nazım Hikmet
ama, bile, bir, daha, dallar, hani, hasan, yani
kapımın önünde üç selvi vardı.
Üç selvi.
selviler rüzgarda sallanırlardı.
Üç selvi.
kökleri yerde, başları yıldızlarda
Üç selvi.
selviler sallanırlardı rüzgarda.
Üç selvi.
bir gece düman bastı evi.
Üç selvi.
yatağımda öldürüldüm ben.
Üç selvi.
kesildi selviler köklerinden.
Üç selvi.
artık ne kökleri yerde, başları yıldızlarda
Üç selvi.
selviler sallanmıyorlar rüzgarda.
Üç selvi.
mermer bir ocakta parçalanmış yatıyor
Üç selvi.
kanlı bir baltayı aydınlatıy
Üç selvi.
Nazım Hikmet
bir, mermer, selvi
topraktan öğrenip
kitapsız bilendir,
hoca nasreddin gibi ağlayan
bayburtlu zihni gibi gülendir.
ferhad?dır,
kerem?dir,
ve keloğlan?dır.
yol görünür onun garip serine,
analar, babalar umudu keser,
kahbe felek ona eder oyunu.
Çarşambayı sel alır,
bir yar sever
el alır,
kanadı kırılır
çöllerde kalır,
ölmeden mezara koyarlar onu.
o, -yunusu biçaredir,
baştan ayağa yaredir.-
ağu içer su yerine.
fakat bir kerre bir derd anlayan düşmesin önlerine
ve bir kerre vakterişip:
-gayrık, yeter!…-
demesinler.
ve bir kerre dediler mi:
-İsrafil surunu urur
mahlukat yerinden durur-
toprağın nabzı başlar
onun nabızlarında atmaya.
ne kendi nefsini korur
ne düşmanı kayırır,
-dağları yırtıp ayırır,
kayalar kesip yol eyler abıhayat akıtmaya…-
Nazım Hikmet
bir, kerem, nasreddin, onu, serine
tahir olmak da ayıp değil zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş tahir?le zühre olabilmekte
yani yürekte.
Nazım Hikmet
ama, bunun, diye, seni, tahir, yani
sen esirliğim ve hürriyetimsin,
çıplak bir yaz gecesi gibi yanan etimsin,
sen memleketimsin.
Nazım Hikmet
bir yaz gecesi, ela, gibi, hasretimsin, muzaffer, sen sen, yanan, yaz